Avustralyalı Kızlar ve Aborjinler

Yazıyı paylaş!

Birgün benim Fransız arkadaşlarla Dictionary Hostel’de oturuyoruz. Aslında oturmak denmez, Fransız arkadaşlarım 1-2 güne Londra’dan gidecek, onun için sürekli takılıyoruz ve sadece iyice uykumuz gelipte ayakta duramaz hale gelince uyuyoruz.

Öyleki Fransız arkadaşım Melvielle diğer Fransız arkadaşım Gregory’ye “Gregory, uyuyalım artık, çok uykum geldi” diyor. Gregory beni kastederek “Ben, Mehmet uyumadan uyumayacağım, onu bekliyorum” diyor.

Bu Fransızlardan birinin ismi Melville. Hostelde aynı odada kalıyorduk, öyle tanıştık. Tanışır tanışmaz iyi anlaştık ve birlikte takılmaya başladık. Bir ara muhabbet ederken ben Melville “Bundan sonra senin adın Mehmet Dupont olacak, seninle adaş olacağız biladerim” dedim. O da “Olur, bundan sonra bana Mehmet Dupont diyebilirsiniz” dedi.

Bu iki kafadar Fransız genç samimi arkadaşlar ve Londra’ya hem biraz gezmek hem de birkaç web tasarımı, programlama vs. projesi alıp biraz para yapmak için gelmişlerdi. İkisi de bilgisayar okuyor ve son sınıftalardı.

Ben bazen Dictionary Hostel’de bazen de AirBnb‘den ayarladığım farklı evlerde kalıyordum. Londra’daki ilk 6 ayım böyle geçti. Dictionary Hostel çalışanları artık beni tanıyordu ve kafama göre oda seçebiliyordum. Bu sefer 4 kişilik odayı seçmiştim ama odada kimse yoktu, tek kalıyordum. Birkaç gün sonra bu 2 Fransız geldi.

Tanıştık, hoş-beş derken sürekli birlikte takılmaya başladık. Gecelere kadar takılıyor, langırt oynuyor, arada dışarı çıkıyor, arada hostele gelen ve bizi oynadıkları oyunlara davet edenlerle oyunlar oynuyor ve saat en az gece 3 olmadan uyumuyorduk.

Hem onların günleri hem de benim günlerim sayılıydı. Ben yakında kendi evime geçecektim ama bu yakın ne zaman olur bilmiyordum zira acele etmiyordum. Onlar ise birkaç güne Fransa’ya döneceklerdi.

Yemekleri birlikte yapıp yiyor, 6-12-18-24’lü biraları birlikte alıp içiyor, akşamları sürekli birlikte takılıyorduk. 24’lü biralardan bizimle takılanlara da ikram ediyor, langırt oynarken bazen biraları masadan düşürüp yere döküyorduk.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  Londra'da Sadece İngilizce Mi Öğrenilir?

Birgün böyle bir gece lobide otururken Avustralyalı 2 kız geldi. Kızlardan ikisi de sarışındı. Bizim Fransızlar bu kızlarla önceki gün tanışmışlar. Gregory fazla konuşmazdı, hatta hiç konuşmazdı ama çok iş bitirici bir elemandı.

Bir keresinde Brezilyalı bir kız ve arkadaşları ile tanışmıştık. 10 dakika sonra Gregory ve bu kız ortadan kaybolmuşlardı. Gregory geldiğinde kız yanında yoktu. Ne oldu dedik, “Kızın birkaç saate uçağı varmış, onla yukarda biraz takıldık” diyordu. Takıldık kısmını sırıtarak söylüyordu.

Bir keresinde de yine ben, bu iki Fransız ve hostelden 7-8 tane eleman Ridley Road Market Bar’a gitmiştik. Gregory yine ortadan kaybolmuştu, “uykumuz geldi hostele dönelim Gregory nerde” diye bakınırken Gregory’yi pistte gördük, yine bir kızla takılıyordu.

Gregory az konuşuyordu. Ara sıra ve sık sık ortadan kayboluyordu.

Neyse, Avustralyalı 2 kız geldi. Muhabbet çok saçma bir geyik muhabbetine evrildi. Avustralyalı bu 2 kız hoşum-boşum kızı olmanın tüm hünerlerini sergiliyorlardı. Ben köşede bir yerde oturup bunları dinliyordum ve arada gülümsüyordum, arada da 24’lük biramızdan aldığım biramı yudumluyordum.

Bir ara muhabbeti Hollandalı bir eleman daha katıldı. Bu Hollandalı eleman hostele 1-2 gün önce gelmişti ve Hollandalı görgüsüzlüğünün tüm niteliklerini taşıyordu. Rotterdam’lıydı ve memleketini överken “Roterdam’da hiç dilenci yok mesela” diyordu. Biz, “hiç mi yok bilader” diyorduk, “hiç yok” diyordu. Tabi biz de buna inanıyorduk(!)

Bizim Fransızlar, bu Hollandalı eleman ve bu 2 Avustralyalı kız bir ara hararetli bir memleket tartışmasına daldılar. Gregory yine az konuşuyordu ama bu kızları sevmemişti. Gergory ortadan kaybolmamştı. Kızlar da yerinde duruyordu. Melville ve Hollandalı eleman ise kızlara laf yetiştirip duruyordu.

Kızlar sürekli Avustralya’yı övüyor, Avustralya Fransa’dan da Hollanda’dan da güzel diyorlardı. Dalga geçtikleri, ortamı trolledikleri çok belliydi.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  İngiltere Ankara Anlaşması Vizesinde Pasaportta ve BRP Kartında Kontrol Edilecek Noktalar

Ellerine cep telefonlarını alıp Melville ve Hollandalı elemanın pazularının fotoğrafını çekiyor ve şöyle diyorlardı: “Siz Avustralya’lı erkeklerle yarışamazsınız, şu pazılara bak, çelimsiz pazusu bunlar”.

Bu laflara hem Melville hem de Hollandalı eleman bozuluyordu ama bozulmuyor gibi yapıyorlardı ve onlar da Avustralyalı kızlara laf sokup duruyorlardı.

Avustralyalılar aslında iyidir, severim. Ama itin öldüğü yerdeki bir adada yaşadıkları için hepsine az ya da çok bir miktar aşağılık kompleksi vardır. Çoğu bunu belli etmez ama dikkatli biriysen satır aralarında bunu görürsün.

Hepsi Avrupa’yı ve Avrupalılar’ı kıskanır ve İngiltere’ye özlem, saygı, sevgi ve ikinci sınıf İngiliz olma gibi bir hayranlıkla bakarlar. Zira zamanında ataları buralardan yani İngiltere’den gitmiştir fakat neticede yaşadıkları yer kendilerinin de çok iyi bildiği gibi itin öldüğü yerdeki bir adadır.

Avustralyalılar’daki bu aşağılık kompleksi bazen öyle bir hal alır ki Çanakkale’de ya da Vietnam’da hiç bilmedikleri, hiç gitmedikleri yerlerde başkaları için savaşan askerlerini vatan kurtaran kahraman ilan eden belgeseller ve filmler yaparlar.

Bu ağız dalaşı, trolleme, laf sokma ve “benim memleketim en güzeli, benim şehrim seninkini döver” sidik yarışı böyle giderken kızlardan mavi gözlü olanı şöyle dedi;

“Ne derseniz diyin, en azından ben bir Aborjin değilim, ohh yeaaa”

O anda ben dikkat kesildim. Vay dedim, ablaya bak sen, işin içinden çıkamayınca kime vursam derken Aborjinler’i buldu.

Ya işte ırkçılık ve sömürgecilik böyle birşeydir. Gemilere biner gidersin, insanların yurdunu işgal edersin, soykırım yaparsın. Sonra senin torunlarının torunları içlerindeki aşağılık kompleksini bastırmak için yurdunu işgal ettiğin insanları hakir görür, gördüğünü zanneder.

Melville ve Gregory’ye dedim, duyuyor musunuz ne dediğini, ki zaten bu ağız dalaşının sonuna gelinmişti. Bizimkiler kızların söylediği “Siz Avustralyalı kaslı erkeklerle başa çıkamazsınız” lafına ve bizimkilerin pazularının fotoğrafını çekip dalga geçmesine içerlemişlerdi.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  Londra'da Leziz Bir Vietnam Lokantasında Geyik Avcısı Nick'in Ne İşi Vardı?

Avustralyalı kızlar ise bizimkilerin bunlarla dalga geçmesine bozulmuşlardı. Kalkıp gittiler.

Sonraki 1-2 gün boyunca, yani kızlar hostelden gidene kadar onları ne zaman görsek pazularımızı gösterip, “kızlar bakın, en iyi kaslar bizde, bu fırsatı kaçırmayın” diyip onlarla dalga geçtik. Onlar da bize “siz Avustralyalı erkeklerle başa çıkamazsınız” diye karşılık vererek laf sokmaya devam etti.

Aramızda Aborjin halkından kimse yoktu. Aborjinler belki Avrupa’ya hiç ayak bile basmamıştı. Ama onları yerinden yurdundan edip, soykırım yapıp, kendi yurdunda azınlık durumuna düşüren Avustralyalılar’ın torunları başları sıkıştı mı Aborjinlere’e vuruyordu.

İnsanoğlunun hiç bitmeyen “bulduğum en zayıfı ezer, kendimi kurtarırım” yangılgısı böyle sürüp gidiyordu. Hiç Aborjin’in olmadığı bir Londra hostelinde bile.

Bu yazıyı beğendin mi?
mehmetc.com eposta listesine katıl, yeni yazı ve duyurulardan haberdar ol!
I agree to have my personal information transfered to MailChimp ( more information )

Yazıyı paylaş!