Başkalarının Hayatları ve Kör Muhammed

Yazıyı paylaş!

Biçiyorsun biçiyorsun, yine hep aynı. Bahçendeki çimleri biçiyorsun, özeniyorsun, bildiğin böyle adeta çimleri tek tek sever gibi şefkatle biçiyorsun. Yine olmuyor. Hışımla biçiyorsun, o da olmuyor.

Ne yaparsan yap, senin bahçedeki çimleri güneş yakıyor ve sararıyorlar. Taze biçsen de olmuyor. Güneş yakıyor. Ama komşunun bahçesi öyle mi? Elemanın bir bahçesi var, çimler varya, en filinta çimler onda. Güneş senin çimleri yakarken, komşunun bahçesindeki çimler de ortalığı yakıyor. Yemyeşil. Taptaze.

Bakıyorsun. Su aynı, gübre aynı, biçiş tarzın aynı, çim aynı çim ki tohumu komşundan aldın. Ama senin çimlerin sarı, sararıyor. Ne yapsan olmuyor. Komşunun çimleri her daim yeşil. Yemyeşil. Taze. Bahçesi güzel mi güzel. Sende olmuyor. Tutmuyor. Öyle güzel durmuyor.

Böyledir hayat. Komşunun bahçesindeki çimler hep daha yeşil görünür. Öyle daha yeşilki, topraktan yaradılana mı secde edeceğim diyen meleği şeytan yapıp cennetten bile kovdurmuştur. Öylesine yeşil “elin bahçesindeki” çimler.

Cennetin Rengi

Cennetin Rengi

Kıskanıyorsun. Gözlerini kaçırma ve inkar da etme. Kıskanıyorsun. Hele şu -sözüm ona- modern çağda. Ne verseler yetmiyor. Bak iPhone 3’ten başladı, 7’ye geldi, hepsini turfandayken aldın, kazzığı yedin. Ama yarın yenisi çıksa, yine alacaksın. En yeşil çim senin olmalı.

Felek oyuncu biliyor musun? Oyunlar oynuyor hep. Araba verdi, ev verdi, ikinciyi verdi, sığamadın müstakil verdi, “elit komşulu” site içinde hem de. Yazlık zaten var. İkincisi de var ama gitmeye fırsatın olmuyor. Biçilecek başka çimler var.

İçiyorsun deniz suyunu. İçtikçe susuyorsun. Kanamıyorsun bir türlü.

Evlat diyorsun, veriyor. Ama ötekinin evladı seninkinden çok seviliyor. Hazmedemiyorsun. Çocukları seviyordun ama elin çocuğu senin çocuğundan daha çok sevilince kaldıramıyorsun, sendeki çocuk sevgisinden eser kalmıyor.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  İşyerindeki PlayStation da Kurtaramayacak Seni

Sana makam da verdi mevkii de. Ama işte gel görki o plazanın içinde herkesin bir komutanı var, rütbeler sıra sıra. Ne kadar yükseğe çıkarsan çık, ensende boza pişiren bir müdürün var. Adama o kadar tepen atıyorki “lan müdür” diyecek oluyorsun, ama yutkunuyorsun lafını.

Usta der ki; PrensipIeri amaçIa, erdemIi hareket et, yardımseverIiğe göre hareket et, kendini sanata ver.

İşte bu kendini sanata ver varya. Biliyor musun? Senin çimleri yeşertecek olan o.

Sanata ver kendini.

Eğer o sahip oldukların yeşertse idi çimlerini, çoktan yeşermişti. Bak bizim İranlı Muhammed’e. Gözleri çimleri, arıları, çiçekleri, ağaçları, kuşları ve hülasa tüm güzellikleri göremiyor ama öyle bir gönlü varki, cennetin rengi avuçlarının içinde. Gönlüyle gördükleri herşeyden güzel.

Küçük Muhammed. Anası yok öksüzün ve zavallı babası yeniden evlenmekle evlenmemek arasında gidip geliyor, kıyamıyor evlatlarına. Ne nefsine dur diyebiliyor ne de evlat sevgisine.

Muhammed’in köyü var. Bahçesi var. Şırıl şırıl akan pınarları var. Nenesi var. Bacıları var. İki arada bir derede bile olsa onu çok seven babası var. Babasının zorla götürüp bıraktığı okula giderken bacılarına aldığı minnak hediyeler bile var; toka var, tarak var. Evin birtek bir oğlu. Görmese de gözleri, gönlü görüyor tüm o güzellikleri ve güzel İran’ı.

Cennetin Rengi

Cennetin Rengi

Herşeylerini ellerinden alıyorsun ama yine de yıldıramıyorsun. Film yapıp yeşertiyorlar bahçelerindeki çimleri. Adına devrim diyorsun, dövüyorsun, öldürüyorsun, yasaklıyorsun. Ama bana mısın demiyorlar. Bir film, ve sonra bir film daha, ve sonra yine bir film daha. Üstelik memleketinden de kaçmıyor, kaçıramıyorsun.

Küçük Muhammed’i, kör Muhammed’i çeken Mecid Mecidi gibi İranlı yönetmenler gitmiyor, İran’ı terketmiyor. Hatta biri var, Abbas Kiyarüstemi, diyor ki; “Bir ağacı kök saldığı yerden ayırıp başka bir yere taşırsanız, ağaç meyve vermez olur. Verse de, kendi yerindeyken vereceği meyve kadar güzel olmaz. Bu, doğanın kanunudur. Bence, ülkemi terk etmiş olsaydım, aynen o ağaç gibi olurdum.”

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  Değiştirdin de Ne Oldu?

Çimleri her daim yeşil. Adeta “kendini sanata vermiş bir insana ne gam ne keder” dercesine. Gitmiyor. Kovsalar da, sürseler de gitmiyor.

Kör Muhammed, küçük Muhammed ağlıyor. Babası onu alacak, körler okuluna verecek, kendine de bir karı alacak. Cici anne Muhammed’i istemiyor. Ama Muhammed gitmiyor. Gitmek istemiyor. O bahçesini, o şırıl şırıl akan pınarları, o çiçekleri, o arıları, nenesini, bacılarını, bacılarına yine alacağı minnak hediyeleri bırakamıyor. Gözü görmese de çimleri yeşil. Bırakamıyor bahçesini.

Kadersiz babası. Kadersiz rahmetli anası.

Kör Muhammed birgün o çok sevdiği şırıl şırıl akan pınarlarda boğulacak bile olsa, gitmiyor.

Çimlerin yeniden yeşersin mi istiyorsun? Biçmeyi bırak artık. Kendini sanata ver.

Cennetin Rengi

Cennetin Rengi

Bu yazıyı beğendin mi?
mehmetc.com eposta listesine katıl, yeni yazı ve duyurulardan haberdar ol!
I agree to have my personal information transfered to MailChimp ( more information )

Yazıyı paylaş!