Bir Nobel, Bir Aziz ve Memleket Hasretinin Yıkıcı Nükleer Etkisi

Yazıyı paylaş!

4 Türk ve 1 İngiliz bir masada oturduk. Hyde Park’ta düzenlenen bir etkinliğe katılmıştık. Tanışma internetten olmuştu ve sonra etkinlikten hemen önce yüzyüze tanışmıştık.

Etkinlik çok cacık geçmişti. Kimsenin kimse ile alakası yoktu. Zaten İngiltere’de hep böyledir. Türkler arasında mensubiyet duygusu ve herhangi bir organize birşey yoktur. Kimse kimseye ne yardım eder ne de karışır. Bunu anlamak için son dönemde İngiltere’nin şimdilik durduduğu sınırsız oturum başvuru hakkı etrafında olan bitene bakmak yeterlidir fakat o başka bir bahsin konusu.

Etkinlikten sonra oturduğumuz kafede nargile ve çay vardı. Kafe Araplar’ındı fakat garson kızlar Rus’tu. Çaylarımızı içerken sohbet başladı. İngiltere’ye en son gelen ben olduğum için sorular bende toplanıyordu ve ben de durumdan hiç şikayetçi değildim.

Fakat verdiğim cevaplar Türkler arkadaşların bir türlü hoşuna gitmiyordu. Uzun yıllardır Türkiye’den uzak, İngiltere’de yaşayan bu insanlar Türkiye özlemi ile dolup taşıyorlardı ve Türkiye ile ilgili müthiş bir hayal dünyası geliştirmişlerdi. Memlekete en son ne zaman gittin diye sorduğumda cevaplar genelde ya bir güney sahiline tatile gitmişlik oluyordu ya da yıllar önce gittim şekindeydi.

Fakat hayaller Türkiye ve İstanbul ama gerçekler ise Londra ve İngiltere’ydi. Gidemiyordun. Yıllar önce gelmiştin ve aslında keyfin çok yerindeydi. Ekmeğini burda kazanıyordun ve Türkiye’de kesinlikle göremeyeceğin saygıyı burda -default- olarak görüyordun. Yani kara kaşına-gözüne değil, ya da makam-mevki sahibi olduğun için değil, burda sırf insan olduğun için sana saygı duyuluyordu.

Bu saygı en çok özlemini çektiğin şeydi ama sen de her insan gibi birşeyi elde edince artık elde ettiğin o şeyi normal sanıp farkına varmıyordun. Bunun farkına varman için illa elinden gitmesi gerekiyordu. Yani bir Türkiye yapıp gelmen gerekiyordu. Eğer bir Türkiye yapıp gelirsen bu saygı dediğimiz şeyin ne kadar değerli birşey olduğunu daha eve bile varmadan Atatürk Havalimanında anlayacaktın.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  Aşk Üzerine Kısa Bir Yazı

Ama sen Türkiye’ye gitmiyordun. Ya da sadece güneye yaz tatiline gidiyordun, ya da Ege’ye. Tatile gittiğinde lahmacuna felan servet ödüyordun ama koymuyordu çünkü sen parayı sterlinle kazanıp lira olarak harcıyordun. Aradaki fark muazzamdı.

Sorular çeşitliydi ve her cevabıma “ama bir sürü yol ve köprü ve havaalanı yapıldı, hastanelerde kuyruk bitti” şeklinde bir karşılık geliyordu. Özellikle hastanelerde kuyruk bitti konusu ısrarla vurgulanıyordu ve konu hep İngiltere’de sağlık sistemimin ne kadar kötü olduğuna geliyordu.

İngiliz arkadaşımız arada bana katılıyordu ve ortamı çok güzel trollüyordu. Diyorduki mesela “Peki koskoca saray yapıldı, o saraya o kadar para harcandı, buna ne diyorsunuz” diyip ortama bir trol bombası daha atıyordu ve ihale bana kalıyordu.

Türk arkadaşlardan biri “sizin kraliçenizin de sarayı var” diyor kontra-atak yapıyordu. İngiliz istifini bozmadan “kraliçe politik değilki” diyordu. Bense ortaçağdan kalma -en azından- tarihi değeri olan bu saraylarla bizim daha dün yaptığımız bilmem kaç odalı sarayı kıyaslayan ve bunların eşdeğer olabileceğine harbi harbi inanan düşünce yapısına şaşırıyordum.

Konu hep Türkiye çok ilerledi, bir sürü şey yapıldı, Türkiye’yi geri götürmek isteyenler var ve sen de bunların ekmeğine yağ sürüyorsun Mehmet şeklinde dönüp dolaşıyordu. Ben rakamlar ve gerçek donelerle anlattıkça Türk arkadaşlar ara sıra kızıyor ara sıra pes ediyorlardı.

Bir yerde artık susuyordum çünkü bu güzel insanların memleket hasretini körüklemek ve hayal dünyasını yıkmak istemiyordum. Memleket distopyaların en vahimini yaşarken bu güzel insanların kendi hayal dünyalarında kurduğu memleket ütopyalarını tarumar etmek istemiyordum.

Mutlu olsunlar istiyordum, Londra’da güzel(!) Türkiye’yi yaşamak zorunda kalsalar bile mutlu olsunlar istiyordum.

Aziz de mutlu olsun. Mesela nobeli aldığında Türkiye çok mutlu oldu, baya sevindi. Amerikalılar’ın umurunda olmadı ama aslında nobeli alan Amerikalılar’dı. Yine de iplemediler.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  Çift Lavaşlı Dürüm Ve Özel Okul

Aziz’e nobeli aldıran ortam Amerika’dır. Aziz Türkiye’de kalsa nobeli alamazdı. Evet, Türkiye’de okumuştur ama sonrasında Amerika’nın yolunu tutup kariyerinin en iyi yıllarını orda yaşamıştır. Yaptığı araştırmaların parası Amerikan halkının verdiği vergiler ile karşılanmıştır.

Aziz bir keresinde dediki “gençlere tavsiyem, siyasetle ilgilenmesinler, günlük siyaset yapmasınlar, işinize konsantre olun, faydalı şeylerle uğraşın” vs.vs.

Elbette, siyasetle uğraşmak yerine herkes herşeye boyun eğmeli. Mesela nükleeri hiç sorgusuz sualsiz kabul etmeliyiz. Nükleer reklamında Aziz “güç” diyor, “güçlü Türkiye” diyor. Nükleer lazım diyor.

Bir keresinde de “Türkiye ile ilgili haberleri okuduğumda moralim bozuluyor, çalışamıyorum” diyor. Ama bir yandan da “Türkiye’de bilime ciddi yatırımlar yapıldığını biliyorum” diyor.

Türkçeyi düzgün konuşmayı bile çoktan unuttuğu çok belli olan bu adam Türkiye hakkında Türkçe konuşuyor. Üstelik aynen Türkiye’ye ara sıra güneye-egeye felan gelen yukarda bahsettiğim arkadaşlarım gibi o da Türkiye’ye ara sıra geliyor. Belki güneye-egeye gitmiyor ama nükleer reklamında oynuyor, etkinliklerde boy gösterip bilimin öneminden bahsediyor.

Dinamitçi Alfred Nobel’in Nobel ödülünü alan bu güzide bilim insanı nükleerci takılıyor.

Benziyor, dinamitte patlıyor, nükleer de.

İşte böyledir memleket hasreti. Ahmet Kaya’nın şarkısında da dediği gibi “santim santim çürürsün”. Özlersin fakat hayat gailesi ve ekmek derdi seni gurbetçi yapmıştır. Dönsen dönülmez, kalsan kalınmaz. İki arada bir derede.

Çok özlersin. Hep özlersin. Yine özlersin. Ne olursa olsun, hep çok özlersin.

Hayal dünyanda memleket güzeldir. Çocukluğun, gençliğin, anıların, ailen. Memleketin, herşeyin.

Bir yerde artık seni kör edip sana hayal dünyanda bir ütopya kurdurur. Artık memleket senin için o kadar güzeldirki aksini söyleyen herkes kötüdür.

Seçimlerde yaşadığın yabancı ülkede sosyal demokratlara oy verirsin fakat Türkiye’nde tercihin her daim muhafazakar partilerdir. Bunda herhangi bir riya felan da görmezsin. Rüyalar riyalara baskın çıkar.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  Blogu İlginç Yapacağım Derken Sahte Macera İnsanı Olmak Üzerine

Yollar yapıldı, hızlı tren geldi, köprüler, viyadükler ve şimdi de nükleerler dersin. Nükleer reklamında bile oynarsın. Türkçe bilmesen de. Her reklam yıldızı Türkçe bilse işimiz var zaten. Mesela Adriana Lima da Türkçe bilmiyor.

Memleket hasreti yıkıcıdır, senin gönlünde adeta bir nükleer yıkımdır.

Bu yazıyı beğendin mi?
mehmetc.com eposta listesine katıl, yeni yazı ve duyurulardan haberdar ol!
I agree to have my personal information transfered to MailChimp ( more information )

Yazıyı paylaş!