Çift Lavaşlı Dürüm Ve Özel Okul

Özel okul denen şeyi kim ne zaman icat etti çok merak ederim. Şimdi tutup biri birçok şeyle ilgili söyeleyebileceği gibi bununla ilgili de “özel okul denen şey insanlık tarihi ile yaşıttır” dese şaşırmam.

Ben hiç özel okulda okumadım. Hem paramız yoktu hem de benim babam özel okula göndermez. Özel okula kategorik bir karşıtlığı var ve bence çok da haklı. Buna bir de benim liseye kadar tüm okul hayatımın Ankara ve Hatay-Antakya’da geçtiğini eklemeliyim. Bunun konuyla alakası Antakya’da okuduğum okullar ve beni koydukları sınıflar genelde iyiydi.

Özel okulda okumayı ister miydim? Yok, istemezdim. Hele şimdi geriye dönüp bakıyorum, iyiki de hayatımın bir döneminde bir özel okulda okumamışım.

Özel okul diyince bir sürü şey sayabilirsin. Eğitim-öğretim iyidir dersin mesela. Ya da anne-baba isen “biz çektik, çocuklarımız çekmesin, güzel okusunlar, güzel ortamlarda eğitim alsınlar” dersin. Ama bunu derken özel okulda okuyamayacak olan çocukların da senin çocuğun gibi sadece birer çocuk olduklarını düşünmezsin.

Ya da en çok “özel okulda İngilizce öğretiyorlar” dersin. Allah etmiye İngilizce memleketimizde din-iman gibidir. Hem mecazi hem de gerçek anlamda öyledir. Bunu açayım; memleketimiz dinden imandan geçilmez. Bir sürü imam hatip var mesela. Memleket dinden ve din diye uydurulan hurafelerden geçilmez. Ama memleketin haline bakarsan -bu memleket çok imansız bir memleket- dersin.

İngilizce de öyle. İnsanlar yıllarca dil eğitimi alır, İngilizce öğreneceğim diye bir sürü emek eder, masraf da eder. Ama iş İngilizce konuşmaya gelince konuşamazlar.

Şimdi bu özel okulla ilgili bir sürü şey derken, benim de diyeceklerim var. Bunlar uzar gider ama en temelde özel okullarda özellikle de orta öğrenimini özel okullarda geçirmiş tanıdıklarımla ilgili bazı tespitlerim var. Bunların başında bu insanların enteresan bir sarkazm ve kıskançlık içinde olması ve eğer yetişkin hayatlarında bol para içinde yüzmezlerse aşırı mutsuz insanlar olması.

Bu Yazı da İlginizi Çekebilir ===>  Kapitalizm

Şimdi tüm bu anlattıklarımın çift lavaşla ilgisi ne? Birgün Kadıköy Bağdat Caddesine gittim ki hiç sevmem, çok yapay bir yer. Zaten Anadolu Yakası’na senede ya bir ya iki kere anca giderdim İstanbul’da yaşadığım dönemlerde. Bir arkadaşımızı görmeye gittik.

Bir kafede oturduk. Arkadaşım ve ben, ailece. Yani iki yetişkin kadın, iki de erkek. Sonra bir arkadaşımızı aradık, onlar da geldiler. Neyse hoşbeş derken, aramıza sonrada katılan arkadaşıma “birşeyler yer misin, aç mısınız” dedik. Hani sonradan gelene sorulur ya.

“Yok ben yolda gelirken bir dürüm aldım, yürürken yiyerek geldim, karnım tok sağolun” dedi.

Bizim diğer eleman hemen lafı yapıştırdı “bir kurtulamadın şu bekarlık adetlerinden, yolda yürürken dürüm yemek ne ya” dedi.

Dürümü yiyen devlete ait bir fen lisesi mezunu, yolda yürürken elinde dürüm yiyerek gelinir mi diyen ise “kolej” mezunu. Ortamdaki kadınlar yani bizim eşler dürümü yiyene güldüler, arkadaş biraz bozuldu ama üstünde durmadı.

Ben de muhabbete şunu diyerek katıldım: “niye, ne var ki, ben de çok dürüm yerim ve dürümü de hep çift lavaşlı söylerim” dedim. Bunu diyince bana da güldüler.

İşte böyledir bilader herşeyi hazır bulmak ya da bulmamak. Mesela herşeyi hazır bulmadıysan dürümü çift lavaşlı yersin. Yok herşeyin hazırını ana-babadan bulduysan eti ekmeksiz yersin.

Ama bilmezsin ki mesela memleketin en fakir yerlerinde, mesela Doğu-Güneydoğu’da künefeyi ekmeğin arasına koyup yerler. Ya da bazı yerlerde ekmek arası lahmacun satılır. Bunlara inanmak sana zor gelir, ama bunlar gerçeklerdir ve hala da devam eder. Çift lavaşlı dürüm iyidir, çift lavaşlı dürümü yağları kollarına aka aka yiyen adamdır ve bizdendir.

Mehmet Emin Coşkun

Bloğumda ilgi duyduğum konularda yazılarımı ve izlenimlerimi paylaşıyorum. Mesleğimi ve yaşadığım yeri merak edecek olursanız bilgisayar mühendisiyim, Londra'da yaşıyorum. Bana mehmetccom@fastmail.com eposta adresimden ulaşabilirsiniz.