Çürüyen Birşeyler Var Danimarka Krallığında

Yazıyı paylaş!

Giydirici

Giydirici

Düm taksiye bindik. Taksi bir İstanbul taksisi olunca yine bilindik hikayeler olup gidiyor. Hayır taksicilerin abi çekerek başlayıp insanı esir alan muhabbet tuzağına düşmemeyi öğreneli yıllar oldu fakat yine de ara sıra kendi isteğimle trol çektiğim oluyor.

Dün yine tiyatro günüydü. Giydirici isimli bir oyuna gittik. Tiyatro günü derken şöyle, genelde tiyatroya gidiyoruz. Sinemaya gitmeyeli çok uzun zaman oldu, sıkılıyorum. Bir de tiyatro kanlı canlı, beni daha çok çekiyor. Ciğeri dalağı dışında bir olay, o anda ne olduysa oluyor, filmi başa sarma şansın yok. Sinemada var mı sanki diyeceksin, var bilader. Kameraya çekmişler sana izletiyorlar işte. Ama tiyatro başka.

Bir de sinema -gereksiz- pahalı. Saçma sapan filmler var hep. Bir kolpa Oskar muhabbetleri. Yahudiler ödülleri kime isterse ona veriyorlar, bunun adı akademi ödülü felan oluyor. Tabi, mutlaka öyledir, biz de yedik. Sinema pahalı derken, salonları, aptal saptal patlamış mısır ve pahalı satılan içecek vs. olayı tam bir enayilik. Amerika’da yapacak hiçbirşey olmayan kasabanın en bayağı şeyi yani patlamış mısır ve obez yapan içecekler burda bir statü sembolü felan oluyor. Tüm bu plastik ruhlu dünya midemi bulandırıyor.

Ama tiyatro öyle mi? Tüm bu saçmalığa tiyatronun o nuh nebiden kalma dekorlarını ve tanburi sesli oyuncularını tercih ederim. Bir de hem oyun başlamadan önce hem de oyundan sonra oyuncuların fotoğraflarının sergilendiği panoya bakmak yok mu? İşte o kısmı tam bir leziz biliyor musun? Anlatması zor ama o kısmı çok seviyorum.

Bak burda bir parantez açacağım ama hep bir açıklama tuzağına düşmüşlükten değil. Açıklama şu, ben bir kültür tavuğu değilim. Yani “tiyatro izler, sabahları romdeşanbır giyer, kırrik-mırrik yapar” tadında bir adam değilim. Tam tersi bile olabilirim. Mesela küfür ettim mi ağız dolusu ve çok büyük akrabalık bağları kuracak derecede küfür ederim ve dürümü çift lavaşlı yerim. Sen bu ikisini alıp genişletirsen çok şeye yorup çok şeye varabilirsin.

Oyunun ismi Giydirici. Bana biraz tuhaf geldi, sanki pek oturmamış gibiydi. Oyun başladığında genelde heyecanlanırım. İçimi bir heyecan kaplar. Hele de sahne ışıkları ve müzik olaya katılmaya başladığında. Bu oyunun başlarında pek heyecanlanmadım, hatta sıkıldım. Ama oyun ilerleyince heyecanım yerine geldi. Hele bir de oyunun sonu geldiki, çok güzeldi gerçekten. Tiyatro “insan ruhunun dehlizlerini” anlatır. Bu oyun bu dediğimi tam örnekliyordu. İnsanın gel-git, ümit, sevgi, hayalkırıklığı ve ihtiraslarını çok güzel anlatıyor.

Oyunlarda replikleri çok severim, hele de derinlemesine olanları. Dün yine bir sürü replik vardı ve bir sürü satır arası yakaladım, kafamda döndü durdu. Bir yer vardıki beni benden aldı. Oyunu izlemen lazım, hepsini anlatamam, kardeş kusura bakma. Ama kısaca bir bal çalayım ağzına. Oyun bir tiyatro ekibini anlatıyordu. Oyunun sonunda tiyatronun sahibi ve sör ünvanı sahibi baş aktör ölür, ölmeden önce de hayatını yazdığı defterini Giydirici’sine verir. Giydirici defteri açıp okuyor ve oyunun sonları. Baş aktör ölüyor, ölmek üzere, Giydirici okuyor. Yıllar yılı hizmet ettiği -16 yıl- ve aşık olduğu baş aktörün yıllarca kendisini nasıl horladığı gözünün önünden film şeridi gibi geçer ve defterde herkesten bahsedip Giydirici’lerin ismini anmaması çok zoruna gider ve birçok buğz etmenin yanında “Perşembe günü ölmen beni ilgilendirmez, ben haftalığımı tam alırım aktör efendiiiiiii” diye bağırması nefisti gerçekten.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  Değiştirdin de Ne Oldu?

Biz konumuza, taksiciye dönelim.

Bindik şimdi. Radyoda PAL FM çalıyor. O anda çalan parça Ferdi Özbeğen’in Kandil isimli şarkısı. Bu şarkıyı çok severim. Bir de böyle bir oyundan çıktıktan sonra şarkıdaki “Vefa Arıyorum, Dost Arıyorum” kısımları geldikçe düşünceler beni benden aldı, bir yerlere götürdü.

Taksiciye baktım, PAL FM dinliyorsa bu adam taksici kılığına girmiş biri olabilir diye düşündüm. İstanbul taksicisi PAL FM dinlemez kardeşim. Dinleyeni vardır ama azınlıktır. Taksici kılığına girmiş ne demek peki? O kısmı derin mevzu zira İstanbul’da taksici kılığına girmiş birçok taksici görebilirsin. Taksicilere sorsan çoğu bu işi geçici ve/veya istemeden yapıyordur. Hatta “işler kötü gitti, iflas ettim, sonuna taksiye kadar düştüm” diyenini bile gördüm. Ama bu bizim bindiğimiz taksicinin durumu sürekli taksicilik yapıp ta taksici kılığına girmişlik değildi. Farklıydı.

Biraz gittik. “Eskiden şark kahvesinden yolcu almazdık, oranın yolcusunu tehlikeli sanardık, halbuki belki de adam 10 numara adamdır ama işte şark kahvesi öyle bir yerdi” dedi. Okmeydanı’na ve Örnektepe’ye geliyoruz ya, illa bir şark kahvesi ve o mahalle teröristtir muhabbeti geçecek, Allah’ın emri. Bu Şark Kahvesi’nin neresi olduğuna bir ara değinirim ama bu yazıda değil. Kısaca şark kahesinin gençleri paralı eğitime, sınavlara ve imam hatipleştirmeye karşıdır desem anlar mısın?

Ben oralı olmadım, zira adamın konuşmak istediği belliydi. Laf attı ama tutmadı. Biraz daha gittik. “Bu İstanbul’da taksicilik çok zor, benim iki tane şöför var, adamlara bazen kızıyorum ama haksızlık ediyormuşum” dedi. Burda önce günah çıkardı, bir arındı elbette, şöförlere boşuna kızdığını belirterek. Arada da iki şöförü olduğunu dipnot olarak girdi.

Sonra devam etti “Bu araba benim, ben 17 sene taksicilik yaptım, İstanbul artık yaşanmaz hale geldi. Bugün bir -bayan- aldım havaalanına götürdüm, çok trafik vardı, -bayan- uçağı kaçırdı, çok üzüldüm. Bu araba ve plaka benim, ben normalde taksiye çıkmıyorum ama şöförler hasta, bugün ben çıkmak zorunda kaldım” dedi.

Böylece taksici olmaya rağmen PAL FM dinlemenin nerden kaynaklandığını anlamış olduk. Ben de ortayı görünce durmadım, kafaya çıktım, “Çeşmeyi akarken doldurmuşsun, bir plaka sahibi olabilmişsin” dedim. “Evet” dedi. “Bu taksiden gelen aylık para 2 aileyi geçindirir. Zamanında 600 bin lira edecek bir plaka idi, ben bunu 900 bin liraya aldım çünkü belediye çok yüksek fiyatlar koydu bir dönem taksi plakalarına” dedi. Ben de dedim ki “olsun ama, 600 bin ya da 900 bin, sonuçta plaka senin mi senin, sen buna bak” dedim. “Tabi tabi, bu plakayı aldım ve sonrasında bana evimi de aldırdı çok şükür” dedi.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  En Yaşanılır Memleket Hangisi?

Bu rakamlarda bir atmasyon yok. İstanbul’da taksi plakaları pahalıdır ve evet aylık iyi para getirir. Gülben Ergen vs. gibi “ünlüler” kazandığı paranın bir kısmını taksi plakasına yatırım yaparak tutar.

Adamın tipi, şekli şemali ve arabanın durumu yalan söylemediğini gösterebilecek işaretler içeriyordu. 600 binlik plakayı 900 bin liraya alıp evini neyim almak vs. derken PAL FM kafamda iyice oturdu.

Ama taksici, pardon bugünlüğüne taksiyi kullanan plaka sahibi beyfendi, birşeyi atlamıştı. O da ne dersen, “İstanbul artık yaşanmaz hale geldi” derken “Yav bu Beyoğlu çok bozuldu” demeyi unuttu. Ben de hatırlatmaya gerek görmedim.

Eve geldik. Taksi 16 lira tutu. Çıkardım 15 lira bir de 1 lira verdim. “1 lira bozuğa gerek yoktu, 15 yeter” dedi. Abi gerçekten görmüş geçirmiş ve tok bir adam, üstelik detaycı. Ben normalde taksici efendi ise bahsişte veririm 1-2 lira, demekki bahşiş versek iyice bozulacak.

Biz inerken yol tarifi sordu. Örnektepe tabi, kaybolursun, aralara saparsan karanlıkta felan, zor olur yani. Yolu detaylıca tarif ettim, Mecidiyeköy’e tekrar nasıl geri dönebileceğini anladı. İyi akşamlar dedik karşılıklı, taksiden indik.

Peki Sen Farklı Mısın?

Bir tanıdığım var. Adam anneden zengin. Sosyal medyanın her türlüsünde fink atan bir tip. Her türlü fotoğraf, checkin-chückin felan var. Aldığı her türlü eğitimi vs. yazıyor her yere. Ama bir detay varki hakikaten çok enteresan. Facebook’a mezun olduğu ünivesiteyi yazmıyor. Herşey var bu yok. Master var, Erasmus’taki dağın başındaki kervan geçmez üniversitenin (nasılsa bunu kimse bilmez-anlamaz) ismi bile var, ama lisansta mezun olduğu üniversite yok. Lisansta mezun olduğu ünivesite Anadolu şehirlerinden birinin üniversitesi. Kötü bir okul değil ama yok, adam bunu Face’ine yazmıyor.

Başka bir tanıdık. Uluslararası bir şirkette CEO. O da aynı. Linkedin profiline mezun olduğu üniversitenin ismini yazmıyor. Koca koca üniversitelerin birkaç hafta süren sertifika programlarını bile oralardan “mezun” gibi yazmış ama lisansta mezun olduğu üniversiteyi Linkedin profiline yazamıyor bir türlü.

Yine başka bir tanıdık. Kadın bıraksak kendine “yaşam koçu” felan diyecek. Danışman. Özgeçmişine herşeyi yazmış, böyle bildiğin döşemiş bilader. Amerika’da yaptığı masterı yazmış. Ama gel görki bunun özgeçmişte de lisansta mezun olduğu üniversite yok. Yazmıyor.

Bu üçünün ortak özelliği, lisansta mezun oldukları üniversitenin Anadolu’da bir üniversite olması. Hayır bazen insanın anlatası geliyor, diyesi geliyor “bak güzelcene insan, lisansta mezun olduğun üniversite matah bir ünivesite olmasa da sen ne güzel ikbal etmişsin, bir yerlere gelmişsin, lisansın sana engel değil”. Sonra vazgeçiyorsun biliyor musun.

Giydirici

Giydirici

Bir dönem çalıştığım şirketlerden birinde yeni bir çocuk işe başladı. Öğlen yemeğe giderken bunu da aramıza aldık. İşte konuşuyoruz, kimsin necisin, nerden geldin nereye gidiyorsun felan. Bir yerde okullardan laf açıldı. “Ben” dedi, “Boğaziçi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi mezunuyum” dedi. Sonra da ekledi, “Ama Boğaziçililer öğretmenlik yapmaz” dedi.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  İşyerindeki PlayStation da Kurtaramayacak Seni

Niye lan öğretmenlik ayıp mı diyecek oldum, vazgeçtim. Meşhur ve ekabir bir üniversite mezunu isen, okuduğun bölüm dandik bile olsa mezun olduğun okulla ilgili konuşurken cümlelerin başına hep bir “Ama” koyarsın. Mesela Ziraat mezunu isen tarım ilaçları satacaksındır, tarlada çalışmak olmaz. Bilgisayar Öğretmenliği mezunu isen piyasada çalışacaksındır, öğretmenlik yapmak olmaz şimdi. Maden Mühendisliği mezunu isen madenleri teftiş edip rapor veren tesis güvenlik uzmanı felansındır, işçiyle madene inmezsin.

Sen Ne Zaman Bitirim Oldun Be Anam?

Balıkçı “Su Ürünleri Uzmanı”, çiçeki “Çiçek Tasarımcısı”, berber “Saç Tasarımcısı”, bakkal “Mini Market”, junior eleman “Junior Manager”, İK elemanı “HR Business Partner”, Amerikalı danışmanlık firmasında günde 15 saat çalışan yeni mezun “Consultant”, eski mezun “Manager”, daha eski mezun “Partner”.

Herkes bitirim, herkes “bundan sonra kardeşinim artık, Şakirrrr!”.

Neden biliyor musun? Sevgisiz bir toplumuz ya, birbirimizi ezim ezim eziyoruz ya. Etiket yoksa saygı duymuyoruz ya. İnsanı sevmek yerine adam yerine koymamak güzel bir hasletten sayılır oldu ya, işte bundan herkes bir etiket icat eder oldu kendine. Aslında zaaf olmayan ama zaaf sandığı şeyleri saklayan narsist bir topluma dönüştük, belki de hep öyleydik, bilmiyorum.

İşin enteresan tarafı herkes bu etiketleri biliyor. Açıp Face’ten, Linkedin’den hemen üniversitesine bakıyorsun. Eğer yazmıyorsa “belliki dandik bir okulun dandik bir bölümünden mezun” diyorsun. Kız güzelse ve güzel bile gülüyorsa ama saçlarında bir tane kırık bile görsen “bakımsız” diyorsun, belki ruhu bakımlıdır diyemiyorsun.

E’leri şiveli telaffuz ediyorsa hemen yapıştırıveriyorsun. Tanışır tanışmaz kaç yıldır İstanbul’da olduğunu sorup hesap yapıyor ve sen ondan önce geldiysen bunu vurguluyorsun, ondan sonra geldiysen konuyu kapatıyorsun.

Ayağı topalsa aslında merhamet ettiğini sanarak acıyorsun ona, yazık diyorsun. Gözü görmüyorsa, “onun işi çok zor” diyip kendini rahatlatıyorsun.

Hep, sözüm ona kusur bulmak istiyorsun. Kusur arıyorsun. Çünkü ancak sadece başkalarındaki sözüm ona kusurları görerek rahatlayabiliyorsun.

İşte o zaman taksici “plaka benim” demiş, PAL FM dinlemiş, o sırada radyoda Ferdi Özbeğen’den “Vefa Arıyorum, Dost Arıyorum” çalmış çok mu? Niye çok görüyorsun? Çok mu görüyorsun?

Peki sen nerden mezunsun Memo? Sen necisin? Söylememki. Face’e de yazmam! Linkedin’e hiç yazmam.

Aktör efendi aktör efendi, biz varya, bu hayat denen tiyatroda önemsiz bir “Giydirici” bile olsak, Perşembe günü ölmüş olman bizi ilgilendirmez! Biz haftalığımızı tam alırız tamam mı! Aktör bozuntusu seni! Yürüyen kibir abidesiii! Yerdirmeyiz haftalığımızı tamam mı!!

* Çürüyen Birşeyler Var Danimarka Krallığında – Hamlet
* Peki Sen Nerden Mezunsun Memo? – Selçuk Üniversitesi -Bilgisayar Mühendisliği-

 

 

Bu yazıyı beğendin mi?
mehmetc.com eposta listesine katıl, yeni yazı ve duyurulardan haberdar ol!
I agree to have my personal information transfered to MailChimp ( more information )

Yazıyı paylaş!