Filistin’de Beni Mescid-i Aksa’ya Almayan Polise Ne Dedim?

Yazıyı paylaş!

Mescid-i Aksa- Filistin

Sene 2010. Kudüs’teyim. İsrail’i geziyorum ve birkaç gün daha kalıp Filistin’e geçeceğim.

Günde dört saat, en fazla beş saat uyuyorum. O uykunun yarısı da genelde yollarda geçiyor. Heryeri ve herşeyi görebileyim diye karayoluyla geziyorum ve ne zaman fırsatını bulsam otostop yapıyorum.

Öleceğin yeri seçme imkanın var, bize bir yer söyle deseler Kudüs derim bilader. Her semavi dine mübarekliğini geçtim, aklıma tüm o konuşulan diller, tüm o mistik hava ve tüm o yediğim yemekler gelir, bana dokunmayın, ben burda böyle yaşayıp öleyim derim.

Ama işte gel görki Filistin’in yerlisi ademoğlu Filistin’i kendi paylaşamamış, sana verirler mi koçero? Yedirirler mi?

Sabah uyandığımda Rotem ve Asaf çoktan okula gitmişlerdi. Eve beş dakika mesafede küçük bir kahvaltıcıda nefis bir kahvaltı yaptım. Kudüs musevisi ustanın kendi yaptığı iki yumurtalı böreği içine tek dal nane atılmış nefis Arap usülü çayla mideye indirdiğimde Filistin’e gitmişken orda ölmek ve bir daha geri dönmemek fikrim iyice kesinleşmişti, hayatımın en güzel kahvaltısını yapmıştım ve artık gözüm açık gitmeyecektim.

Bugün çarşıda arşınlamadık yer bırakmayayım, akşamı da o zaman düşünürüm derken Rotem’in bana akşam yemeği için hazırlayacağı nefis humustan -henüz- haberim yoktu. Çarşının yolunu tuttum.

Eski şehir (old city) diyorlar, sokakları dar, müslüman, muvesi ve hıristiyanlar arasında birkaç parçaya bölünmüş bir labirent ve bin yıllardır tüm kavga bu küçücük yerde toplanıp kopuyor.

Eski şehirde biraz turladıktan sonra Mesci-i Aksanın yolunu tuttum. Turlarken az zamanda çok şey ve aslında bir özet görüyorsun. Küçücük sokaklarda tek kale maç yapan müslüman Arap çocuklardan, acele ile bir sonraki ayine yetişmeye çalışan genç hıristiyan rahibelere ve bu sokaklarda iki kişilik gruplar halinde devriye atan tam techizatlı İsrail askerlerine kadar, bir sürü şey.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  Filistin'de Mülteci Kampına Nasıl Girdim?

Geze geze Mescid-i Aksa’nın kapısına geldim. Kapıda bir polis vardı, bana İngilizce “ziyaret saati başlamadı” dedi. Ben de cevaben “ziyarete gelmedim ki” dedim.

“Neden geldin o zaman?” dedi. “Dua edeceğim” dedim. Öyle diyince durdu, yirmi metre ötede esnafla laklak yapmakta olan diğer polis arkadaşını çağırdı. Arapça konuştular. Diğeri bana “Nerelisin?” dedi. “Türküm” dedim. “O zaman pasaportunu bir görelim” dedi. Pasaportumu çıkarıp gösterdim.

Pasaportuma baktı ve bana döndü ve şöyle dedi: “Fatiha suresini oku”. Duraksamadan okudum. Fatiha’yı okuyunca, “bir de ayetel kürsiyi oku da dinleyelim” dedi.

Ayetel kürsiyi de hatasız ve duraksamadan okudum. Bunu beklemiyordu. Hemen her Arap gibi ve aslında birçok insan gibi o da bir insanı dış görünüşüne göre değerlendirme hatasına düşmüştü ve baltayı taşa vurmuştu. Ayetel kürsiyi okumamı iştemişti, okuyamasam beni Mescid-i Aksa’ya dua etmeye almayacaktı, kapıdan geri çevirecekti.

Sonra “küpeni ve kolyeni çıkar cebine koy” dedi. Çıkardım ve çıkarırken de şöyle düşündüm: “Mescid-i Aksa’ya girme ihtimali dışında hangi güç bana küpemi ve kolyemi çıkarttırabilir merak ediyorum”.

Kapıdaki bu iki Arap polisten biri hıristiyan biri müslümandı. Peki bu polislerin İsrail askeri olmadığına nasıl bu kadar emindim? Birincisi, İsrail askerleri Mescid-i Aksa’nın her yerinde nöbet tutamazlar, müslümanların kontrolündeki yerlere öyle her istediklerinde adımlarını atıp her önlerine gelene kimlik soramazlar, kıyamet kopar. İkincisi, Kudüs’teki yerel polislerin üniformaları ve yönetimi farklıdır, İsrail Ordusu’na bağlı değiller. Biri hıristiyandı çünkü beni dua okutarak sorguya çekemiyordu, onun için müslüman olan diğerini çağırdı ve gelen diğer polis bana Fatiha ve Ayetel Kürsi’yi okutmuştu.

İçeri girdim. Heyecanlıydım. Abdest aldım. Fotoğrafçı dayı kuran okuyordu, biraz muhabbet ettik. Ziyarete gelenlerin fotoğrafını çekerek evine ekmek götüren, beyaz sakallı bu yaşlı adamın samimi ve dürüst bir müslüman olduğu yılların yüzünde bıraktığı kırışıklıkların Nikos Kazancakis’in Zorba romanındaki Zorba karakterinin yüzündeki kırışıklıklara benzemesinden anlaşılıyordu.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  Filistin'de Mülteci Kampına Nasıl Girdim?

Mescid-i Aksa’ya girdim. Girdiğimde namaz kılan cemaat ve caminin diğer bir köşesinde cemaatle namaz kılan kadınlar vardı. Bir tur attım ve öğle namazına durdum. En son namaz kılalı ve camiye gideli uzun yıllar olmuştu ama dün gibiydi.

Sonra bana kapıda “niye geldin?” diye soran polise verdiğim sözü tuttum, dua ettim. Bu duam günahlarıma kefaret olacak mıydı bilmiyordum ama günahlarım büyük te olsa Tanrı’nın rahmetinin günahlarımdan kıyas bile götürmeyecek kadar büyük olduğunu düşündüm ve ümitlendim.

 

Bu yazıyı beğendin mi?
mehmetc.com eposta listesine katıl, yeni yazı ve duyurulardan haberdar ol!
I agree to have my personal information transfered to MailChimp ( more information )

Yazıyı paylaş!