Hindistan’daki Kast Sistemi ve Kölelik

Yazıyı paylaş!

Bir memlekette şiraze bir kere kaymaya görsün, ondan sonra o memleketin toparlanması çok uzun sürer, yüzyıllara bile yayılabilir.

Hayır, şirazesi kaymakta olan ve belki de daha da kayacak Türkiye’den bahsetmiyorum. Elbette o da anlatılmalı fakat konu şu anda o değil.

Bu yazıda sana Hindistan’daki kast sistemini anlatacağım.

Hindistan’ı gezerken karşıtlık arzeden birçok şey görürsün. Varlık ile yokluk bir aradadır ve dikkat çekicidir. Bir yerde insanlar fakirlik içinde yaşarken diğer tarafta insanlar zenginlikten ölecek derecede refah içindedir.

Bir yerde pislik ve çarpık kentleşme alabildiğince çokken diğer tarafta güzel temiz ve mahalleler vardır. Bu durum her alanda kendini gösterir. Örneğin, bir yerde bir labaratuarda bilim insanları nükleer fizik deneyleri yaparken diğer taraftan kitleler halinde okuma yazma bilmeme durumu mevcuttur.

Bu durum genelde ülkenin kalabalık olması ile açıklanır ve benzer örnekler Çin ve Rusya’dan da verilir. Doğrudur. Fakat tek sebep kalabalık değildir. Bu büyük kalabalığın nasıl bir kültüre ve nasıl yöneticilere sahip olduğu belirleyicidir.

Hindistan’da yüzyıllardır süre gelen bir kast sistemi var. Kast sistemi, bir toplumda hiyerarşinin olması ve bu hiyerarşinin bazı kurallar dayatması durumudur. Nüfusun çokluğuna oranla derinleşir. Hiyerarşideki her bir katmana “kast” denir ve her insan bir kast içinde doğar ve o kastın kurallarına uyarak yaşar.

Hindistan’daki kast sistemini eğer dikkatli bakarsan görebiliyorsun. Hele de insanlarla biraz vakit geçirirsen bu iyice belirginleşiyor.

Hindistan’ı gezerken orda birçok insanla bir araya geldim. Bazen ortak arkadaşlar vasıtası ile bazen de couchsurfing.com’dan tanıştığım insanlarla buluşup vakit geçirdim.

İlk gittiğimde, bu böyle olmayacak, yerel bir GSM hattı alayım dedim. Arkadaş bu kadar mı zor olur? Zaman zaman farklı etnik grupların çatışmalarından kaynaklanan terör olaylarından dolayı GSM hattı satan dükkanlar bu konuda nuh diyor peygamber demiyor.

Delhi’de birkaç yere sordum, kimse satmadı. En son bu dükkanlardan biri bir akıl verdi ve “şehir merkezinde bir yere sor, onlar pek sorgulamadan GSM hattı satar dedi”. Ben de tamam dedim ve GSM hattını zaten birazdan gideceğim şehir merkezinden almaya karar verdim.

Cep telefoncuda bu konuşmayı yaparken birşey oldu. Biz konuşurken sağ tarafımda ayaklarımın dibinde birşeyler kımıldadı. Ben önce fare geçiyor sandım, ne oluyor diye sağ tarafıma baktım. Bir de ne göreyim; yaşlı bir teyze elinde bez yerleri siliyor, bana hiç aldırmadan ayaklarımın olduğu yeri de siliyor.

Eğildim dur teyze ne yapıyorsun, istersen çekileyim, ver ben sileyim gibisinden bir hareket yaptım, birşeyler söyledim. Kadın oralı olmadı, işine devam etti. Dükkan sahibi, “bırak bırak, bırak silsin” dedi.

Ben de “bu kim” dedim. Dükkan sahibi, “o bizim temizlikçimiz, hergün gelir buraları temizler” dedi. “İyi de bilader insanlar varken bu kadına temizlik yaptırmak, üstelik benim ayağımın dibini elinde bezle silmesi nedir?” dedim, dükkan sahibi bu genç adam gülümsedi ve şöyle dedi;

“Yanlış anlama, o sadece işini yapıyor, burda bu tür şeyleri takmazlar, temizlikçiler gocunmaz” dedi. Saçlarını oksijenle kahverengileştirmiş bu genç ve sempatik adama sordum, “ne kadar para veriyorsunuz peki bu kadına” dedim. Aylık ödüyorlarmış, bize çok cüzi gelebilecek bir paraya bu kadın hergün birkaç dükkanı temizliyor.

Bunda yanlış ne var diyeceksin. Yok elbette. Benim dikkatimi çeken normalde bir insana ağır gelebilecek şeylere karşı çok duyarsız olmaları. Takmıyorlar. Dükkan sahibi genç adam da herkes gibi bu konuyu çok normal görüyordu.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  Sizinle Fotoğraf Çektirebilir Miyim?

Bu olay burda kaldı ve ben yoluma devam ettim. Fakat sonradan Delhi’de ve diğer birkaç şehirde de benzer şeylerle karşılaşınca Hindistan’daki kast sistemini daha iyi anladım.

Ev Partisinde Barmen Var Arkadaş

Bombay’da geçen 4-5 günümü anlatam yazımı okumuşsundur. Bombay’da bulunduğum sürede ev partilerine gittim. Yazıda anlattığım arkadaşım Bombay’da daha önce şarkıcılık yapan bir kızdı ve geniş bir çevresi vardı. Birgün akşam bir ev partisine gittik. Ama arkadaş, parti ki ne parti. Bir derginin genel yayın yönetmeninin evi, genç bir adam, evde parti veriyor. Gelenler hep Avrupalı gençler. Hindistanlı birkaç kişi var. Takılıyorlar.

Bir de değişik değişik kıyafetler giymişler. Kızın biri polis olmuş elinde kelepçe geziyor, elemanın biri başka bir kıyafet başka bişey olmuş. Bir tahta var herkes geldiği memleketin dilinde birşeyler yazıyor, ben de “Türk polisi adamın ağzını burnunu kırar” yazdım, güldüler. Ev büyük, her odada bir grup, laklak, yeme-içme, muhabbet.

Girdim içeri işte milletle tanışıyorum felan, baya kişi var. Şehrazat “kafana göre takıl Mehmet” dedi. Ben de takılıyorum tamam mı? Gideyim mutfaktan bir içki alayım dedim.

Gidiyorum, genç bir çocuk arkamdan geldi. Hintli, siyah kumaş pantolon beyaz gömlek giymiş. Ben partiye gelenlerden biri sandım, bana “ben size içki vereyim” dedi. Ben de, “kardeşim sağol, teşekkür ederim, ben alırım” dedim.

Ama yok, hala geliyor benle. Döndüm, “kardeş takılmana bak, ben alırım, hatta sana da bir içki getireyim, ne içersin” dedim. Yok, adam vazgeçmiyor, hala geliyor ve hala ne içersiniz diyor.

En son dedimki “ya kardeşim, valla sağol, gelme benle ben alırım içkimi” dedim, çıkıştım biraz. Genç adam dediki “beyefendi lütfen yanlış anlamayın, ben burda bu akşam bu parti için barmen olarak geldim, evsahibinin ve sizlerin hizmetindeyim” dedi.

Bende orda jeton düştü. “Tamam dedim, sen bana ordan ayarla bişiler, su da ver, biraz da cips getir” dedim. Getirdi, sonra da partideki diğer insanalara barmenlik yapmaya, hizmet etmeye devam etti.

Vay arkadaş dedim, adam ev partsine barmen tutmuş. Ne güzel iş.

Sonra ertesi gün yine Şehrazat’la bir yere gittik. Yine akşam. Ev sahibi genç bir adam, büyük bir şirketin genel müdürüymüş. Eşi Belçikalı bir kadın. Bunlar evde kokteyl gibi bir etkinlik yapıyorlar. Gittik, hem evsahipleri ile hem de ordaki insanlarla tanıştım.

Ev böyle çok yüksek katlı bir rezidansta. Her taraf cancanlı böyle, güvenlikli vs.

Takılıyoruz. Orta yaşlı bir adam geldi, “beyefendi ne içersiniz” dedi. Durumu anlar gibi oldum; adama baktım, kumaş pantolon giymiş, üstünde beyaz gömlek ve ceket, ayakları yalın ayak ve ayağının birinin baş parmağında sarı bir halka takılı.

Bu kölelik düzeni beni iyice sinir etmeye başladı, o efkarla dedim ki “bilader sen bana ordan sert bişey ver ya, duble koy, bu gece uzun olacak ve burdan çıkıp birkaç gece kulübü gezeceğiz, gitmeden çakır olayım”. Adam bir kokteyl getirdi, büyük bardak, baya sert bişey, normal adam bile içse çakır olmaya başlar, ben bu kokteyli içersem hemen çakır olurum, o derece.

Ulan dedim, adamın evinde hizmetçi var, bu seferki kalıcı gibi yani. Hizmet ediyor. İyi bakalım.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  O Saçlar Örülecek!

Bir Şöför Eksikti Zaten

Neyse, ben kokteyli yudumlarken balkona çıktım, insanlarla muhabbet edip geceye karışmış Bombay manzarsına baktım. Biraz daha durduk. Sonra bir gece kulübüne doğru yola çıktık. Şehrazat’ın bir arkadaşı geldi bizi aldı. Onla da tanıştım. Adam ünlü bir kuaförmüş, gay, çok muhabbet, çok sempatik ve komik biri.

Arabaya bindik. Arabayı kullanan genç çocuk buna “efendim, sir, mir” diye hitap ediyor. Şehrazat’a sordum, bu dedi bunun şöförü. Lan dedim “bu bu kadar zengin bir adam mı?”. Şehrazat, yoooo, Hindistan’da şöför, hizmetçi, vs. tutmak için zengin olmana gerek yok ki dedi. İyiymiş(!) dedim.

Yolda giderken biraz komik birşey de oldu. Biraz ilerledik, bir sokaktan geçerken 3 tane genç bir kuytuda işiyorlardı, işiyorlar yani bildiğin çöğdürüyorlardı. Bizim gay kuaför arabanın camını açtı, bu gençlere birşeyler bağırdı. Ben arada “pipi katika” lafını yakaladım. Şehrazat’a sordum “pipi katika” ne demek, bu ne diyor diye.

“Pipi katika”, pipinizi keserim demekmiş, “bir daha rastgele yere çöğdürürseniz pipinizi keserim” demiş 😉

Bana O Kabileden Kız Vermezler Abi

Kabile diyorum ama bu yukarda bahsettiğim kast. Yok, ben kız istemedim. Şöyle birşey oldu. Hindistan’ın Jaipur bölgesine gitmiştim. Bir otelde kaldım. Son gün otelde resepsiyondaki çocuklarla muhabbet ediyoruz. Baya bir konuştuk. Bir yerde laf açıldı, çocuklardan biri bir kızı seviyormuş ama durum ümitsiz dedi.

Neden dedim. “Abi bana o kasttan kız vermezler, bizim kast daha düşük, kızın babası ve abisi bizi gebertir” dedi. “Nerde gördün kızı?” dedim. Akşamları bir kursa gidiyorum, orda tanıştık dedi. Çok zor bu işler, kast sistemi böyle birşey felan dedi. İçimden “kast sistemini ve bu sistemin kötülüğünü anlayabilecek durumda ise farkındalığı olan biri” dedim.

Bu tür enstantaneler Hindistan seyahatim boyunca yaşanmaya devam etti. Evet insan çok ve emek ucuz. Bunu anlıyorum ama bazı işlerin toplumun sadece belli bir kesim tarafından yapılıyor olmasına ne demeli. O işler sadece o kesime layık görülüyor. Mesela çöplerin toplanması, sokakların temizlenmesi, lağım işleri, tabakanelerde deri işleme vs. gibi pis işler hem bir kasta yani sadece belli bir kesime veriliyor.

Koskoca Başbakan Irkçılığı ve Köleliği Körükler Mi?

Kast sisteminin en altında dalit diye isimlendirilen bir grup var. Dalit isimli kast Hindistan’da en aşşağı görülen, en alt tabaka. Dalit’ler Hindistan’da nüfusun %16’sını oluşturuyor. Hindistan nüfusunun 1 milyar 293 milyon olduğunu düşünürsek Dalit’lerin toplumun ne kadar büyük bir kesimini oluşturduğu ortaya çıkar.

Bu insanların tapınaklara girmesi yasak. Okulları temizleyebilirler ama o okullarda ne kendileri ne de çocukları eğitim alabilir, bu hem yasak hem de toplumda kabul görmüyor. Dalit kastındaki insanların mahalleleri ayrı. Diğer kastlardaki insanlar çok mecbur kalmadıkça onlarla konuşmuyor, muhatap olmuyor ve onları insandan saymıyor.

Dalit’lerle ilgili en çarpıcı geleneksel aşağılama lavabo ve lağımları elleriyle temizlemeleri gerektiğine dair bir inanış var. Bunun böyle olmasında ısrar eden çok büyük bir kesim var ve bu kesim genelde Hindistan’ın milliyetçi ve muhafazakar kesimi.

Bir örnek vereyim. Mesela Hindistan’ın en büyük lideri Mahatma Gandi bir keresinde Dalit’lerin tapınaklara alınması gerektiğini söylemiş ve bunu gündeme getirmiş. Bu konu tartışılmış. Tartışılan şeye bakar mısın? Eğer toplumun dalit kesiminde yani dalit kastında doğdu isen tapınağa gidip tanrılarına dua bile edemezsin, izin verilmez, ayıplanır.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  Hindistan'ın Bombay Şehrinde Dört Ay Gibi Bir Dört Gün

Yani köle doğdu isen köle kalacaksın, tanrıya inanma hakkın bile yok.

Bu durum yüzyıllardır böyle ve hala böyle olmasının yanında muhafazakar kesimden bunun böyle kalmasının gerektiğini hararetle savunanlar var.

Dalit yani Hindistan’daki en alt tabaka en alt tabaka olarak kalmalıymış ve tüm kast sistemi olduğu gibi devam etmeliymiş. Bu yüzyıllardır böyleymiş, böyle gelmişmiş ve böyle gitmeliymiş. Gelenek-Görenekler böyleymiş, atalar böyle yaşamış, bundan sonra da Hindu’lar böyle yaşamalıymış.

Bir örnek vereyim. Narendra Modi isimli bir adam var. Adam dediğime bakmayın, kelime anlamı olarak adam diyorum ama adamlık denen şeyin yanına yaklaşabilecek bir insan değil.

Ama işte gel görki bu adam Hindistan Başbakanı. BJP-Bharatiya Janata Party isimli partinin genel başkanı. Yani adam meşhur bir politik figür ve Hindistan’ın başbakanı! Aynı zamanda kitaplar yazmış, şiirleri olan biri.

Bu Hindistan Başbakanı olacak Narendra Modi isimli adam 2007 yılında bir kitap yazdı. Kitapta bir yerde Hindistan’daki kast sisteminin en altında bulunan dalitler hakkında şunlar yazıyor; “Dalitler temizlik işlerini sadece geçimlerini sağlamak için yapmıyorlar. Buna inanmıyorum. Onlar bu işi aynı zamanda bir ruhani aydınlanma olarak görüyor ve bu işi toplumu ve tanrılarını memnun etmek için yapıyorlar.

Eğer öyle olmasaydı, yüzyıllardır kimsenin yapmak istemediği en pis işleri yapmazlardı ve bu durumu değiştirmek için birleyler yaparlardı. Dalitlerin ataları bir yerde bundan vazgeçerdi ve nesiller boyu bu işleri yapmazlardı. Bu işi sadece geçimlerini sağlamak için yaptıklarına inanmak imkansız!”

Ne güzel açıklama değil mi? Nasıl da oturtuyor mantık çerçevesine kendince. Peki gerçekten de durum böyle mi? Dalitler bu durumu yani toplumda hiç kimsenin yapmadığı en pis işleri yapma ve buna layık görülme durumunu değiştirmek istemediler mi?

İstediler elbette ve değiştirdikleri de oldu. Yurtdışına göç edenleri var. Sivil toplum kuruluşlarında bu durumla mücadele edip Dalit’lerin eğitim alması ve normal insandan sayılması için mücadele eden birçok insan var. Yani konu Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin çarpıtarak açıklamaya çalıştığı gibi değil.

Bu başbakan olacak adamın dönemine bakıyoruz, kanıtlanmış istatistiklere göre devletin hizmetlerinden en az yararlananlar toplumun en fakir, en hor görülen ve en ezilmiş kesimleri. Bu kesimler sadece dalitler değil, diğer kastlar ve dinlere mensup kitleler için de böyle.

Adamın yaptığı kendi kastına hizmet etmek ve var olan adaletsiz ve ırkçı durumu sürdürmeye çalışmak. Bunu yaparken de devlet imkanlarını ve devletin maddi kaynaklarını kullanmayı ihmal etmiyor.

Bu kitap Gujarat State Petroleum Corporation isimli bir şirket tarafından basıldı. Bu şirketin bir petrol şirketi olması bana şaşırtıcı gelmiyor. Eğer dünya üzerinde bir yerde zulüm ve kan varsa, orda mutlaka bir petrol şirketinin parmağı vardır.

Dalitler Hindistan Başbakanı’nın bu tutumuna tepki gösteriyor elbette. “Eğer çok biliyorsa gelsin tüm bu pis işleri kendisi yapsın” diyorlar.

Ama işte gel görki bu adam başbakan olabiliyor ve bu görüşlerini hararetle savunabilecek kocaman bir kitle bulabiliyor. Yazının başında dediğim gibi, bir memlekette şiraze bir kere kaymaya görsün, aklın almayacağı ne işler olur ve o memleketin düzelmesi çok uzun sürer.

Hindistan’da kast sistemi toplumun her kesimine sirayet etmiş durumda. İnsan doğasının kabileler ve kavimler halinde yaşama eğilimi acımasız hiyerarşiler doğurabiliyor, malesef.

Bu yazıyı beğendin mi?
mehmetc.com eposta listesine katıl, yeni yazı ve duyurulardan haberdar ol!
I agree to have my personal information transfered to MailChimp ( more information )

Yazıyı paylaş!