Hindistan’ın Bombay Şehrinde Dört Ay Gibi Bir Dört Gün

Yazıyı paylaş!

Bombay

Bombay

Hindistan’ı severim. Hindistanlılar’ı da severim. Hindistan’ın Bombay şehrinde güzel insanlarla tanıştım ve güzel de vakit geçirdim ve Bombay’ı da severim.

Bollywood’u ayrı bir severim ve gerçekten bak o müzikler, tüm o filmler varya, çok severim. Ama o başka bir yazının konusu, sonra anlatırım. Şimdi konu Bombay’ın kendisi, filmleri değil.

Bombay’da 4 gün kaldım ama neden bilmiyorum bana 4 ay gibi geldi. Belki birkaç gün daha kalmışımdır, hatırlayamıyorum ama 1 hafta bile değil, 4 ya da 5, en fazla 6 gün. Ama bana 4 ay gibi geldi ve çok ta güzel geçti. Uzun geldi, güzel günlerdi.

Kısaca özetle neden seviyorsun Bombay’ı bu kadar dersen, tam bilemiyorum ve tam anlatamayacağım fakat Delhi ile kıyasladığımda daha bir samimi, sıcak, dürüst ve güven veren bir şehir. Bilmiyorum, belki de rastladığım insanlardan dolayı bu böyledir ya da Bombay güzel bir şehir olduğu için insanları öyledir. Ama öyle ya da böyle, Bombay’ı severim.

Hindistan’da ilk durağım başkent Yeni Delhi idi. Delhi’den sonra Bombay’a geldim. Gelmeden önce de Couchsurfing isimli web sitesinden Bombay’da yaşayan insanlara mesaj gönderip beni misafir etmelerini istedim. Birkaç kişi ile yazıştıktan sonra otelde kalmaya karar verdim fakat birkaç kişi ile buluşmak için sözleştik. Seni alır gezdiririz, birlikte takılırız dediler, ben de tamam dedim.

Bu Couchsurfing diyorum arada anlatıyorum ya sana. Hani bir web sitesi, ordan insanlarla tanışıp evlerine misafir oluyorsun ya da sen de istersen misafir edebiliyorsun diyorum ya, işte o web sitesi.

Bombay’da havaalanından ilk randevumu verdiğim kişinin yanına gitmek üzere taksiye bindim. Taksi ile gideceğim yer mesafe olarak çok uzak, 45 dakika – 1 saat kadar gidiyorsun taksi ile. Taksiyi havaalanındaki taksi şirketinden tuttuğum için süreyi ve ücreti önceden biliyorum. Mesafe uzak ama Türk lirası verip baya bir Hindistan parası rupi alabiliyorsun. Dolayısıyla Hindistan’da birçok şey ucuz geliyor. Aslında değil, fiyatlar neyse o. Sadece senin paran onların parasından değerli.

Burda taksi şirketi demişken bir parantez açayım. Hindistan’da Delhi gibi, Bombay gibi birçok havaalanında böyle taksi şirketleri var ve hem düzgün iş yapıyorlar hem de güvenilir. Mesafeyi ve o mesafe için ödeyeceğin ücreti önceden söylüyorlar ve genelde hem süre hem ücret dedikleri gibi tutuyor. Onun için pazarlık etmiyorsun ve ettirmiyorlar da zaten. Döviz bürosu gibi bir banko var. Gideceğin yeri söylüyorsun, ücreti ödeyip bir fiş alıyorsun ve sıran gelince taksiye binip gidiyorsun. Bu kadar. Birçok yer gezdim. Bir sürü havaalanında taksiye bindim. Genelde taksiciler yabancı gördüklerini kazıklar. İstanbul’un ve Türkiye’nin taksicilerini burda anlatmaya gerek görmüyorum, sen iyi biliyorsun onları. Ama yurtdışından hemen aklıma gelen birkaç örnek sayabilirim. Mesela Romanya’da havaalanından şehre giden taksicilere dikkat et, eğer boş bulunursan kesin kazık yersin. Polonya’da da aynı şekilde, korsan taksici daha havaalanından çıkmadan seni bulur ve kazıklamaya çalışır. Gelişmiş ülkelerde bu çok olmayabilir ama eğer orda da Rumen, Polonyalı, Hintli, Türk, vs. denk gelirsen yine kazık yeme ihtimalin var. Taksi işleri böyle kardeş, dikkat et yani.

Neyse, 1 saat kadar süren bir yolculuktan sonra gideceğim muhite geldim. Yol çok keyifliydi. Neden mi keyifliydi? Gerçek Hindistan’ı ve gerçek Bombay’ı gerçekten görme şansın var, benim için tadından yenmez bir keyif. Hiçbirşey yapmadan olan biteni izlemek en büyük keyfim olmuştur her zaman ve bir şehri uzun süren bir otobüs-tren-taksi yolculuğu ile katediyorsan, bu eşsiz bir fırsattır. Metroda bu şansın pek yoktur ama metroda da insanları gözleme şansın olur, metroda biraz daralırım ama bir şehre yeni gittiysem yine de bana değişik gelir herşey, metroda bile olsa.

Bombay çok büyük bir şehir, çok fena büyük yani. Delicesine kalabalık ve büyük. Hindistan zaten büyük. Yolculuk sırasında kocaman bir varoş izliyorsun ve çarpık kentleşmenin tam dibi. Sefalet had safhada. Ama bir yandan da çok enteresan yerlerden de geçiyorsun. Pat diye ultra modern bir gökdelen denk gelebiliyor, ya da pat diye İngiltere kraliçesi Viktorya döneminden kalma bir yapı karşına çıkıyor. Bombay karışık yani.

İkinci dikkatimi çeken şey, aslında burnumun direğini kıran şey demeliyim, şehir kokuyor. Yanlış duymadın, evet kokuyor. Pis kokuyor. Bunu ben anlatmakta sen de inanmakta güçlük çekiyorsun biliyorum. Nasıl yani kokuyor? Bir yeri mi kokuyor tüm şehir mi? Pis kokuyor ve şehrin her yeri. Özellikle kalabalık ve merkezi yerler.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  Hindistan'daki Kast Sistemi ve Kölelik

Bunun nedenini ben de bilmiyorum. Ama bununla ilgili enteresan bir enstantane anlatabilirim. Bir gece bir bara gidip biraz müzik dinleyip biraz da birşeyler içtik. Sonra kız-erkek toplandık sahilde bişiler yiyelim dedik. Bir muhabbet oldu. İşte Delhi şöyledir, Bombay böyledir muhabbeti başladı. İki şehir kültür olarak birbirinden çok farklı ve Bombay her zaman daha güvenli ve insanları daha sıcak kanlı olarak bilinir. Hitnli kızlardan biri bu Delhi-Bombay muhabbeti ile ilgili olarak “tamam Bombay şöyledir, böyledir, kokuyor felan ama Delhi’den hem daha güzeldir ve hem daha güvenlidir” dedi. Ben orda anladım, Bombay tek bana kokmuyor, evet şehir kokuyor, yerlisine de kokuyor. Pis kokuyor.

Islak Mendil Yok mu?

Böyle büyük bir varoştan geçip, o pis kokuyu içime doyası çekip gideceğim yere geldim. Enteresandır varoşluk sona erdi, düzenli apartmanlar başladı. Hayır muhit çok zengin bir muhit değil, aksine tam bir orta sınıf muhiti. Ama Bombay’ın bu kozmoplitliğinde bu normal, bir anda bir varoştan apartmanların sıra sıra olduğu düzenli bir muhite gelebiliyorsunuz. Beni karşılayacak Hintli kızı Delhi’den zor bela satın aldığım GSM kartımın takılı olduğu cep telefonumla aradım. Taksiden indiğin yeri tarif et dedi, tarif ettim, 10 dakikaya geliyorum dedi ve geldi.

Biraz hoşbeşten sonra, ne yapalım dedi. Ben açım yemek yiyelim dedim. Tamam gel seni küçük-güzel bi yere götüreyim dedi. Gittik. Yemekler fena değildi, beğendim. Hint yemeklerini severim. Bazı yemekler çok acıdır, ben acıyı severim ama Hindistan’da acıyı severim dersen adamı öttürürler. Onların acısı bizim acımıza benzemez, hakikaten çok acı yiyorlar arkadaş, çok acı yani.

Yemeğimizi yedik, yerken biraz muhabbet ettik. İşte ne zaman geldin, nereleri gezdin, kimsin necisin felan bir sürü konu konuyu açtı. Yemek bittiğinde birşey dikkatimi çekti, garsonumuz iki tane çelik kap getirdi, içinde yarısına kadar su ve dilim limon vardı. Bardak desen bardak değil, anlam veremedim ama bişey demedim. Önce herhalde yemek sonrası bir içecek ikramı sandım, onlar içerse ben de içerim, sesimi çıkarmam dedim. Ama içilecek bişeye de benzemiyordu. Çelik bir kap, bardağa benziyor, içinde yarısına kadar su ve bir dilim limon var. Hintli kız bana baktı, ne yapacağımı şaşırdığımı anladı, Mehmet bununla ellerini sileceksin dedi. Limonu eline sürdü, suyla da yıkadı. Ben mevzuyu anladım. Yıllar önce Hatay’da çocukken babamın birkaç arkadaşını görmeye bir balıkçı köyüne gitmiştik. Köyde bizi misafir eden kişi parakete ile balık tutma konusunda maharetli, tüpsüz iyi dalabilen bir öğretmendi. Onun tuttuğu taze balıklardan baya bir balık yedik, çok güzel bir ziyafet oldu. Yemeğin sonunda babamın Samsunlu -denizi ve balığı iyi bilen- bir arkadaşı eline limon aldı, ellerini limonla sildi, bana “sen de böyle yap, ellerinin yağı gider” dedi. Ben de öyle yaptım, gerçekten de yağ gidiyor. Sonra elini suyla durulayınca sanki sabunla yıkamış gibi oluyor. Hintli Kız bana “limonu eline sür sonra da suyla azcık yıka” diyince birden bu yıllar önceki limonla el yıkama sahnesi aklıma geldi. Benim zihnim zaten hep böyledir, bir olay beni alır başka bir olaya götürür, çok uzaklara bile götürebilir.

Hinduizim Buraya Uğramadı Mı?

Limonla ellerimizi sildik, duruladık. Böylece ben çelik kaptaki suyu içmek zorunda kalmadım. Hintli kız hadi Mehmet biraz etrafı gezelim, bugün şenlik var dedi. Vay arkadaş, ben geldim diye şenlik mi var diye düşünecek oldumki, değilmiş. Hintli kızın yaşadığı bu bölge bir Hristiyan muhiti imiş ve o gün dini motifli bir şenlik vardı. Ya siz nasıl Hristiyan olabilirsiniz, burası Hindistan değil mi dedim. Hintli kız anlattı. Hindistan büyük bir ülke, yerel dinler de var, Hinduizim gibi büyük kitlelerin inandığı dinler de var, İslam gibi, Hristiyanlık gibi dinler de var dedi. Bizim burası, bu muhit hep Hristiyan dedi. “Sen de mi Hristiyansın?” diye sordum. Ya öyleyim ama çok iplemiyorum, din-min çok takmıyorum Mehmet dedi. İyiymiş dedim.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  Sizinle Fotoğraf Çektirebilir Miyim?

Şenlik gerçekten de şenlikli geçiyordu. Tüm mahalle ve o muhit böyle kutlamalar yapıyor, müzikler çalıyor, insanlar dansediyor. Önce bir okula gittik. Bahçede masa kurmuşlar, yemekler var. Bir yandan pop müzik çalıyor ama Hristiyanlık temalı. Ama temayı bilmesen pop müzik diye dinlersin, valla. Bir yerde masa kurmuşlar, Hristiyanlık temalı kitaplar, CDler satıyorlar. İnsanlar okulun bahçesinde dansediyor, sohbet ediyor, takılıyor. Tam şenlik.

Sonra gel seni mezun olduğum liseye götüreyim dedi, tamam dedim. Gittik. Okul kapalı. Bekçiye içeri girebilir miyiz dedik, olmaz dedi. Biraz konuştuk, tamam girin, bir bakın çıkın dedi. Girdik içeri, bildiğin lise, bizimkilere benziyor. Ne zaman bir okula girsem içimi bir sıkıntı kaplar, yine öyle oldu. Hintli kız işte bişeyler anlatıyor. Lisede şöyle yapardık, böyle yapardık, şurda şu hatıram var, burda şu olmuştu, felan. Zaten lise hatırası olsun da çamurdan olsun, herkes lise hayatını özler, yeniden yaşamak ister. Dinliyorum ama işte bir işin içinde okul varsa konu beni açmıyor, sıkılıyorum. Biraz gezdik, ben Hintli kızın lise hatıralarının birazını dinledim, sonra çıktık.

Sen Misin Yanlış Vagona Binen?

Sonra Hintli kızın muhitinde biraz daha turladık. Baya muhabbet ettik. Bir arkadaşını gördü. Merhabalaştılar. Bu çocuğa gıcık oluyorum dedi. Ben de niye dedim. Çok yapışkan bir tip dedi. Ya niye öyle diyosun dedim. Hayır’dan anlamıyor dedi, zaten Hintli erkekler Hayır’dan anlamazki dedi. Niye dedim. Bollywood filmleri yüzünden dedi. O nasılmış bir anlatsana dedim. İşte Bollywood filmlerinde bir erkek bir kızdan hoşlansa ve kızın peşinden koşsa ama kız onu istemese çocuk daha beter peşinden koşuyor dedi. Mesela kız kovsa da, sürse de, çocuğa tokat ta atsa, çantasını çocuğun kafasına yirmi farklı zamanda yirmi kere vursa da, çocuğun yüzüne tükürse de çocuk yine de kızın peşini bırakmaz ısrarına devam eder ve en sonunda da bunlar birleşir, mutlu olurlar, film mutlu sonla biter dedi. İşte bu tipler bu filmleri izleyerek büyüdü ve hala da izlerler, onun için Hayır’dan anlamaz bunlar, insanı sinir ederler dedi. Hikaye tam olarak aynı olmasa da tanıdık geliyor dedim içimden.

Sonra Hintli kıza veda zamanı geldi, vakit gece 12 felan oldu. Nereye gideceksin dedi. Bilmiyorum, nereye gideyim sence dedim. Merkezi bi yer olsun dedim. Yarın biri ile buluşacağım takılacağız dedim. Tamam, Kolaba diye bir yer var dedi. Merkezi bir yer. Orası gece de çok hareketlidir, oraya git, hem gece-gündüz ne zaman istersen otel bulabilirsin dedi. Kolaba dediği yerin Bombay’ın bizim Beyoğlu gibi cancanlı bir yeri olduğunu birazdan anlayacaktım.

Hintli kız seni tren istasyonuna bırakayım dedi. Tamam dedim. Biraz yürüdük ve yolda biraz daha muhabbet ettik. Tren istasyonuna geldim, biletimi aldık, sarılıp-öpüşüp veda ettik. Baya geç oldu dedim. Olsun, hem şenlik vardı hem de senle takılmak güzeldi dedi, gitti. Bende o gidince bineceğim treni buldum. Arkadaş Bombay tren istasyonu kocaman yer, acayip büyük. Neyse, trenimi sora sora buldum. Bir vagona bindim. Trenin kalkmasına 10 dakika vardı, vagondaki kadınlar bana bakıp bakıp gülüyorlar. Allah allah dedim, bana bakıp gülüyorlar, kıkırdıyorlar tamam mı. Alllah allah bunlar bana bakıp bakıp neden gülüyor acaba dedim. Fermuarımı kontrol ettim, açık değildi. Hala gülüyorlardı. O sırada öndeki vagondan bir adam geldi, o da gülüyordu, bana gel dedi. Gittim. “Senin bindiğin vagon kadınlara özel vagon, ona sadece kadınlar binebiliyor, sen gidip kadınlara özel vagona binmişsin” dedi. Eyvallah bilader dedim teşekkür ettim, o sırada tren kalktı. Tren yavaşça hareketlenirken diğer vagona baktım, kadınlar bana hala gülüyordu, bildiğin kıkırdıyorlardı.

Beni kadınlara özel vagondan kurtaran adam orta yaşlı çok güler yüzlü sıcak kanlı bir adamdı. Biraz muhabbet ettik. Bombay’ı çok sevdiğinden bahsetti. Bombay çok güvenli bir yerdir. Mesela geceleri çıkar dolaşırsın, çok sakat bir yere gitmediğin sürece bir sıkıntı olmaz dedi. Kadınlar da Bombay’da güvendedir dedi. Sonrada bunu Bombaylı birçok insandan duydum. Bu kadınların güvende olduğu mevzusunu anlayabiliyorum. Orda Delhi’ye bir gönderme var. Delhi’de kadınlara iyi davranılmıyor, kadınlar kendini güvende hissetmiyor. Bombay’da ise bu durum tam tersi olduğu için bunu vurguluyor Bombaylılar.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  O Saçlar Örülecek!

Tren kalabalıktı. Saat gece yarısını çoktan geçmiş ama yine de kalabalıktı. Trenin kapıları açık ve insanlar bu durumdan memnun. Çünkü hava çok sıcak, klima varsa da düzgün çalışmıyor, öyle modern trenler yok. Trende kapı açık gitmek te enteresan, tehlikeli ama güzel. Bir nevi bir özgürlük duygusu veriyor insana.

Kolaba’ya yakın istasyona gelince indim ve Kolaba’nın en işlek caddesine yürüdüm. Ortalık ıssız değildi, aksine baya hareketliydi. Tam caddenin başında taze meyve sıkan bir seyyara denk geldim. Meyve diyorum ama meyve yoktu. Seyyar arabanın yanında yerde yarım adam boyunda bir yığında şeker kamışları yığılmıştı ve 2 genç çocuk şeker kamışlarını ayıklıyor ve seyyardaki adama veriyordu ve adamda arabadaki pres ile bunların suyunu sıkıp bardaklara koyup seyyar arabanın başında bekleşen müşterilere veriyordu. Baktım 4-5 müşteri var ve bu taze sıkılmış şeker kamışının suyunu afiyetle içiyorlar, bir tane de ben istedim. Adam taze sıktı verdi. Preste ne pres ama varya, nasıl sıkıyor. Şeker kamışı dediğin bildiğin böyle çubuklar halinde, onun suyunu sıkmaya anca böyle sağlam pres lazım. Hava sıcak, baya susamışım, 2 tane içtim. Şekerli ve baya lezzetliydi. Umarım ertesi gün uyandığımda da bu lezzetli içecek ve bu adamlar hakkında aynı düşüncelere sahip olurum dedim, zira yerde yığılı şeker kamışlarının arasından karıncalar geçiyordu. Ben içerken karıncalara, karıncalar da şeker kamışlarının arasından geçerken bana aldırmamıştı.

Kolaba’nın en işlek caddesinin ortasına kadar yürüdüm. Ara sokaklara saptım. Gerçekten de Hintli kızın dediği gibi bir sürü otel vardı. 3 otele baktım, birinde yer yoktu, birini beğenmedim ve sonunda üçüncüsünde kalmaya karar verdim. Küçük bir oteldi, yıldızı bile yoktu. Otel sahibi hala eve gitmemişti, arkadaşları ile sohbet ediyordu. Ayak üstü biraz konuştuk. Adamların müslüman olduğunu hemen anladım. Siz müslüman mısınız dedim, evet dediler. Hindistan’da etnik gruplar ve dinler hep birbirine geçmiştir, büyük bir şehirdeysen her an farklı bir etnik gruptan ya da dinden insanla karşılaşabilirsin. Çok zengin bir yerdir.

Merak Etme, Parti Birazdan Başlıyor

Otele eşyalarımı bıraktım ve tekrar dışarı çıktım. Önce bir restoranda yemek yedim, Hint birasını sordum, getirdiler içtim. Biradan pek anlamam ama yine de fena değildi, baya acıkmışım. Gece saat 3 felandı, hatta geçmişti bile. Ama ortalık çok şendi. Benimde otele gidesim gelmiyordu, hep takılmak istiyordum. Zaten ne zaman gezmeye gitsem herşeyi unutur hep takılmak ve gittiğim yerde her yeri görmek, her yere gitmek isterim. Yemeğimi yedim, aynı cadde üzerinde bir bara gittim. Çok kalabalık değildi ama yine de insanlar vardı. 2-3 tane genç çocuk 4-5 kişilik bir kız grubunu tavlamaya çalışıyordu, biraz onları izledim. Birkaç bira daha içtim. İyice yorulmuşum ve bira bu yorgunluğumu tatlı bir yorgunluğa dönüştürdü.

Saat 4:30 oldu ve otelimin yolunu tuttum. Yatağa girdiğimde saat sabahın 5’i olmuştu. Caddenin başında içtiğim şeker kamışı suyunun ertesi gün beni pert etmemesini ümit ederek uykuya daldım. Bebek gibi uyumuşum.

Sabah saat 9 gibi telefonum çaldı, uyandım. Arayan Şehrazat’tı. Mehmet nerdesin dedi, oteldeyim dedim. Hangi otel dedi. Tarif ettim. Aaaa, bizim eve çok yakınsın, demek Kolaba’ya geldin dedi. Sonra seni kaçta alayım dedi, akşam seni bir yere götüreceğim dedi. İstediğin saatte gel, ben takılıyorum dedim, tamam akşam 8’de gelir seni otelinden alırım dedi, ben de tamam dedim. Telefonu kapattım. Biraz daha uyudum.

Yeniden uyandığımda öğlen olmuştu. Dışarı çıktım, dün gece yemek yediğim restoranda güzel bir öğle yemeği yedim ve akşama kadar Kolaba’da gezdim, barları dolaştım, her barda birşeyler içip insanları izledim.

Akşama doğru otelime döndüm ve 8’e çeyrek kala otelin önüne indim. Şehrazat tam saat 8’de geldi, taksiden inmeden beni gördü, Mehmet gel dedi. Taksiye bindim. Takside Şehrazat dışında 2 kişi daha vardı.

Şehrazat’a beni nasıl tanıdın dedim. Otelin önünde bekleyen tek sen vardın dedi. Şehrazat’la ben Bombay’a gelmeden önce Couchsurfing’den yazışmıştık ve seni alır Bombay’ı gezdiririm demişti.

Taksiyle bahçeli büyük bir gece kulübüne gittik ve bana 4 ay gibi gelecek 4 günlük Bombay maceram o gece orda başladı.

 

Bu yazıyı beğendin mi?
mehmetc.com eposta listesine katıl, yeni yazı ve duyurulardan haberdar ol!
I agree to have my personal information transfered to MailChimp ( more information )

Yazıyı paylaş!