İngilizler Gerçekten de Soğuk, Kibirli ve Türk Düşmanı Mı?

Yazıyı paylaş!

İngiliz denilince ilk akla gelen şeyler soğuk, kibirli ve Türk düşmanı olduklarıdır.

Acaba gerçekten öyle mi?

Futbol izlerken bile yerlerinde usulca(!) oturup sahaya bir şeyler atmadan ya da sahaya atlamadan durabilmeleri her zaman bizlere garip gelmiştir.

İngilizler sosyal ilişkilerinde ise her zaman mesafeli olmaya özen gösterir.

Bunun gibi davranışlar bizim gibi Akdeniz-Doğu-Ortadoğu-Karadeniz-Sıcak İklim insanlarını şaşırtır. Şaşırtmanın yanında hemen herşeyde herkesi hemen damgalama huyumuz bu konuda da ortaya çıkar ve İngilizler’e soğuk insanlar damgasını yapıştırıveririz.

Hatta birçok insan İngilizler için kibirli, dost canlısı olmayan ve mizah anlayışı olmayan ulus tanımını layık görür. Bunlar kısmen doğrudur.

İngiliz kadını ve erkeğini tanıma ile ilgili yazımda İngilizler’in naturally reserved yani doğuştan dışa kapalı ve içe dönük insanlar olduklarından bahsetmiştim. Yani gerçek duygularını genelde saklarlar ve ani tepkiler vermezler. İspanyollar, İtalyanlar, Türkler, Ortadoğulular, Araplar, Latin Amerikalılar hem dışa dönük hem de içlerinde yaşadıklarını dışlarına yansıtan toplumlardır. İngilizler ise oldukça içine kapanık, sessiz, genelde başkalarının işine karışmayan ve karışsa da bunu çok dikkatlice yapan, biraz içten pazarlıklı insanlardır. Bu doğrudur.

Fakat İngilizler tamamen soğuk insanlar değillerdir. Sadece saygılı davranma, ada insanı olma, kapalı havası olan bir memlekette doğup büyüme, tarihi başarılardan gelen bir özgüven (ya da kibir) gibi nedenlerden dolayı biraz mesafelidirler.

Fakat seni tanımaya başladıkları zaman bu soğukluk gider ve seni bile şaşırtacak şeylerini sana açabilirler.

Sadece açılmak ta değil. Genelde saygılı insanlar oldukları için insanları yargılamazlar ve bu da onları geçinilebilir insan kategorisine sokar. Yani bir İngilizle ilişkilerinde sıkılabilirsin, onları sıkıcı ve monoton bulabilirsin ama asla kendini sıkışmış, birşeylerden dolayı yargılayıcı bir tavra maruz kalmış, dışlanmış, itilmiş gibi hissetmezsin. Farklılıklara saygı İngiltere’de çok erken yaşta aşılanan bir olgudur.

İngilizler sosyal ilşkilerinde karşılarındaki insanlara kişisel olduğunu düşündükleri soruları pek sormazlar. Sorarlarsa da dikkatli davranırlar. Aynı şekilde bu soruların kendilerine sorulmasından da hoşlanmazlar. Bunu yapmalarındaki amaç aradaki saygı boyutunu bir anda ortadan kaldırmayı tercih etmemeleridir. Bir bakıma kibar olmak adınadır. Biraz da kendilerini koruma içgüdüsünden gelir.

Örneğin bizim gibi sıcak iklimde büyüyen insanlar sarılmayı ve fiziksel teması normal görür ve hatta sever. Benzer şekilde el-kol hareketleri de öyle. Fakat İngilizler bunları pek sevmez. Konuşurken genelde mesafe gözetirler. Bu hem fiziksel olarak mesafeli hem de sosyal açıdan mesafeli olmaktır. Politik davranırlar. Hatta bu politik davranma meselesini bazen kendileri de eleştirip bunu tanımlarken çok fazla İngiliz olmak gibi bir tabir kullanırlar. Bu tanım nemelazımcılık anlamına gelir ve İngilizler’in kendileri de bazen İngilizler’in çok fazla politik ve nemelazımcı olduğunu söyler ve bu durumu eleştirir.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  İngiltere Ankara Anlaşması Vizesinde Dependant NINo Nasıl Alınır?

Politik davranırlar dedim. Bu yaklaşım herkese eşit uzaklıkta kalıp kimsenin kalbini kırmadan ve sınırları zorlamadan orta yoldan gitme çabasıdır. Örneğin bizim için komşumuzun üniversiteye giden çocuğunun okulu bitirdikten sonra çalışacağı yeri sormak normal bir şeyken İngilizler aile dışından olan birisiyle bu konuyu konuşmak istemezler.

İngilizler’in aslında soğuk insanlar olmadığını söyleyebilirim. İngiltere’ye giden birçok Türk’ün şaşırdığı ilk şeylerden biri budur. İngilizler’in soğuk olduğu bizim toplumumuzda bir stereotype yani kalıplaşmış bir inanç şeklindedir. İngiltere’ye gidip bir süre İngilizler’in arasına karışınca bu durum değişir ve bunun böyle olmadığı anlaşılır.

Bunun yanında, ülkenin çok kültürlü ve çok farklı etnik yapıları barındırıyor olması İngilizler’e başka hiçbir millette olmayan bir anlayış ve hoşgörü vermiştir. Avrupa Ülkeleri genelde tutuculukları ile bilinir. “Batı” diye adlandırılabilecek grupta yer alan Kanada, Amerika gibi ülkelere kıyasla, Avrupa Ülkeleri yabancıyı daha az kabullenicidir, daha gelenekçidir. Kanada ve Amerika göçmen ülkeleri olarak tanımlanır ve bu ülkelerin tarihi geçmişi sonradan gelip yerleşenlere dayanır. Dolayısıyla sonradan gelenleri kabul etmek gibi bir eğilim vardır. Avrupa’da ise bu böyle değildir. Avrupa değerlerinden dolayı direkt olarak dile getirilmez ama alttan alta bir yabancıyı ve sonradan geleni istememe durumu vardır.

Bu durumun en az olduğu ülke İngiltere’dir.

İngiltere dünya üzerinde kozmopolit olan ülkelerin başında gelir, bu yüzden zaten senin kültürüne tamamen yabancı değillerdir. Şöyleki, ortalama bir İngiliz daha 20 yaşına geldiğinde 10 kadar ülkeye seyahat etmiş ve muhtemelen Avrupa Kıtası dışında bulunan birkaç ülkeyi görmüştür.

İngilizler, insanları hemen yargılamazlar ve aynısını senden de beklerler. Yeni tanıştıkları birine hemen ne iş yaptığını, ne kadar maaş aldığını, saçlarını neden bu renk yaptığını, kaç kardeşe ya da çocuğa sahip olduğunu, bekar ise neden hala evlenmediğini, evli fakat çocuğu yoksa ne zaman çocuk sahibi olmayı düşündüğünü, evinin kira mı yoksa kendinin mi olduğunu, hangi üniversitenin hangi bölümüne kaç puanla girdiğini ve bunun gibi daha birçok şeyi sormazlar. Bunların sorulmasını pek doğru bulmazlar. Bunun yerine olabilecek her türlü farklılığa saygı duymaya çalışırlar ve senden de bunu beklerler.

Bu tür bir saygı kavramı Akdeniz ve Doğu toplumları tarafından soğukluk olarak nitelendirilebilir. Fakat İngiltere’de bir süre yaşadıktan sonra İngilizler’in de çok iyi sohbet edebildiği, dertlerini seninle paylaşabildiği, senin dertlerini dinleyebildiği ve hayata dair birçok şeyi paylaşabilip dost olabildiğini görürsün.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  İngiltere'ye Yerleşmek İçin Ne Yapmalıyım?

İngiltere’de sosyal hayat çok hareketlidir. İnsanlar işten çıkınca direk eve gitmek yerine bulundukları mahalle ya da bölgedeki bir pub’a giderler. Yemek yer, bir şeyler içer ve sohbet ederler. Her mahallede mutlaka bir pub vardır ve oraya takılan insanlar birbirini tanır ve her zaman selamlaşır. Bu durum Londra gibi kalabalık ve hayatın hızlı aktığı yerlerde bazen farklılık arz edebilir zira insanlar hayat gailesi içindedir. Fakat Londra’da bile yaşadığın semtte bir süre takıldığında bu ortamı ve kültürü lokal olarak bulabilirsin. Burada önemli olan ön yargılarını bir kenara bırakıp bulunduğun yerde hayata ve insanların arasına karışmaktır.

İngiltere’de Bir Pub

Ada İnsanı Olmak İnsana Ne Yapar?

Ada demek yokluk demektir.

Bunu en iyi ada ülkelerinde doğup büyüyen insanlar anlar. Bir kere her istediğinde bir yere gidemezsin. Her istediğinde sana gelemezler. Her istediğini gidip alamazsın, mutlaka gemi ile gelmesi ya da senin gemiyle gidip alman gerekir. Bunu sadece günümüz için söylemiyorum. Ada ülkesi olmak bin yıllardır tarihsel olarak böyledir.

Bu ada ülkesi olma haline bir de havanın genelde kapalı, yağmurlu ve soğuk olmasını eklersek durum iyice enteresan ve aslında vahim bir hal alır. İrlanda’dan bir sürü şair ve alkolik çıkması boşuna değildir.

Bu yüzden ada insanları en başta temkinlidir. Temkinlidir çünkü denizci insanlar oldukları için denize çıktıklarında eğer çıkarken iyi plan ve tedarik yapmadılarsa bunun hayatlarına mal olacağını bilirler. Bu temkinli olma hali hayatlarının her alanına yansır ve sosyal ilişkilerde de temkinli olmaları sonucunu doğurur.

Tutumludurlar çünkü dediğim gibi adada her istediğinde herşey bulunmaz. Onun için İngilizler çok para hesabı yapıyor gibi görünür ama kendilerine özgü centilmenliğin verdiği gözü bolluk aslında onlarda da vardır. Sadece başkalarının ve dolayısıyla kendilerinin hak, huku, para, mal, mülk gibi şeylerini korur ve bunlara dikkat ederler. Onun için Avrupa’nın diğer ülkelerinde olduğu gibi İngiltere’de de herkes kendi yemeğini, çayını-kahvesini, birasını kendi öder. Ismarlama kültürü bizdeki gibi yok bu benden, yok bu sefer benden, yok geçen de sen ısmarladın vs. şeklinde sürüp gitmez.

Burda durup hangisi iyi düşündüğümde bizdeki de güzel onlardaki de. Ben ikisinin karışımını uyguluyorum, sana da tavsiye ederim.

Ada insanıysan naturally reserved yani duygularını içinde tutma meselesi de yine gelir denizciliğe dayanır. Denizde sevmesen de yanındaki ile anlaşmak zorundasın. Sen bana küs, ben sana küstüm hadi herkes kendi yoluna diyemezsin. Dersen o gemi batar ve sen de o da ölürsünüz. Onun için kendine hakim olacaksın. Ani patlamalar yapamazsın. Bu davranış biçimi yüzyıllardır bugüne gele gele artık adeta bir toplumsal karaktere dönüşmüştür.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  İngiltere'de Ücretsiz Sağlık Hizmetleri Ne Durumda? Sistem Gerçekten Batıyor Mu?

Peki Bu Kibir Ne?

Hepsi olmasa da bir kısmı kibirli evet. Bunda bir zamanlar dünyanın her yerinde at oynatmış bir milletin çocukları olmanın ve Sanayi Devrimi’ni başlatmış toplum olmanın etkisi çok büyük. Bir dönem dünyaya hükmetmiş ve gerçekten refah içinde yaşamışlar. Bunun yanında anadilleri İngilizce dünya dili, bu da onların gurur kaynaklarından biri.

Bir de yine ada ülkesi olmanın farklı bir etkisi var. Adayı işgal etmek zordur ve İngiltere çok fazla işgal görmemiştir. Örneğin 2.Dünya Savaş’ında nazilerin işgal edemediği tek Avrupa ülkesi İngiltere.

Bir de son büyük savaşların çoğundan zaferle çıkmış, kendi iç barışını görece sürdürebilmiş, demokrasi ve uluslararası ticarette çok ileri gitmiş olmak ta bu gurura gurur katar.

Bu ve benzeri şeyler birleşince de onlara normal gelen fakat bize kibirli gelen bir durum ortaya çıkar. Öyledir de. İngilizler özünde kibirlidir. Fakat bu kibir çok kurcalamadığın ve tahrik etmediğin sürece kolayca ortaya dökülmez.

Tüm İngilizler Türkler’e Düşman Mı?

Değil. Çünkü Türkler ya da başka milletler onların umurunda değil.

Mesela İngilizler’in başka milletlerle olan ilişkilerinden örnek vererek anlatayım. İngiliz-Fransız çekişmesini herkes bilir. Fransızlar İngilizler’i küçük görür ve kültürsüz bulurlar. Ama İngilizler son yüzyıllarda dünya sahnesinde Fransızlar’ı yenip önce denizleri ve sonra da sahneyi ele geçirmesini bilmiştir.

Yüzyıllar boyu rakip olan ve yeri gelince savaşan bu iki millet hala rekabet halindedir zira bu iki milletin çıkarları genelde çatışır. Ama ne ortalama bir İngiliz ortalama bir Fransız’a nede ortalama bir Fransız ortalama bir İngiliz’e düşmandır. Herkes işinde gücünde ve normal ilişkisindedir.

Türk düşmanları yanyana. Emir Faysal ve ünlü İngiliz casus Lawrence.

Türkler ile de durum buna benziyor. Biz İngilizler’le hep savaştık çünkü en başta Ortadoğu olmak üzere birçok yerde çıkarlarımız çatıştı ve dünyayı paylaşma yarışında ya onlar bizim önümüze çıktı ya da biz onların önlerine çıktık.

Durum böyle olunca da herkes elinden geleni ardına koymadı. İngilizler de çok entirikacı, politik, oyuncu ve sinsi oldukları için bu meziyetlerini bize karşı da kullandılar. Bu da bizde tarihsel bir İngilizler Türk düşmanı algısı oluşturdu. Büyük resimde mesele bu şekilde.

Ama küçük resime gelince, ortalama bir İngiliz yani sokaktaki vatandaş genelde Türkler’i sever ve sayar. Hiçbir zaman da Türkler’e karşı Türkler şöyle-böyle demez, aksine Türkler’i çok sempatik bulurlar ve ülkemizi ve kültürümüzü beğenirler.

Bu yazıyı beğendin mi?
mehmetc.com eposta listesine katıl, yeni yazı ve duyurulardan haberdar ol!
I agree to have my personal information transfered to MailChimp ( more information )

Yazıyı paylaş!