İspanya’da Bir Hastane Macerası

Yazıyı paylaş!

Cavcav, içiyorsan sebebi olabilir. Kabul. Anlıyorum. Fakat, içiyorsan çapına göre içeceksin ve hem ne içtiğine hem de kiminle içtiğine dikkat edeceksin. Yoksa 2-80 yatarsın biladerim.

İşte bu yazı, Romanya’da içip İspanya’da hastaneye kaldırılıp 2-80 yattığımın hikayesidir.

Anlatıyorum, kulak ver.

Sene 2013. İspanya’ya gidiyoruz. Heyecanlıyım. Bir yere gittiğimde ya da aslında daha giderken bir sürü yer görmek ve bir sürü insanla tanışmak isterim. Bu hep böyledir. İspanya’ya giderken Romanya üzerinden gidelim dedim. Romanya’da birkaç arkadaşı görür, yer-içer ordan İspanya’ya gideriz dedik. İyi de oldu, bir istisna dışında.

Romanya’ya vardık. O zaman çalıştığım şirketin Romanya ofisinin bilgi işlem müdürü iyi arkadaşımdı. Hala da öyledir. Bu adam kelimenin tam anlamıyla bir Alexis Zorba’dır. Alexis Zorba da ne diyeceksin. Yunanlı yazar Nikos Kazancakis’in Zorba adlı romanını okumadıysan oku. Çok güzel roman ve romandaki Alexis Zorba karakteri benim idolümdür. Yaşama sevinci denen şeyi ben bu Alexis Zorba’dan öğrendim.

İşte bizim bu Romen arkadaş ta aynı Alexis Zorba gibi yemeyi, içmeyi ve gezmeyi seven ve bilen bir adam. Havaalanından bizi aldı. Hoşbeş sohbet felan derken önce bir akşam yemeği yiyelim dedik. Her türlü Romen yemeğini yiyeceğimiz geleneksel bir Romen lokantasına götürdü. Yemekler fena değildi ama domuzu da her türlü kombine etmişler, bazen hacı bu kadar da yapılmaz dediğim oldu. Yani yemeklerin arasından domuzsuz olanları seçmek zorunda kaldım. Ama izzet ikram iyiydi.

İçkilere gelince. Ben zaten çok içmiyorum. Bizim bu Romen sağlam içiyor. Mehmet dedi, sana dedi Romen rakısı içireceğim dedi. Tamam dedik. İçelim. Bir içtik, iki içtik, üç içtik. Kahve fincanı gibi ufak bir kadehte geliyor. İçtik bilader birkaç tane, umarım.

Yemekten sonra bir gece kulübünün yolunu tuttuk. Bu arkadaşımızın kızkardeşi de mekana geldi. Sonra bir arkadaşımız daha geldi. Canlı müzik var, güzel çalıyorlar, grup kız vokal felan. Ortam kıyak.

Orda da işte tekiladır, shutdır, viskidir, ufak ufak orda da içtik, umarım ufak ufaktır.

Sabaha karşı eve gittik. 1-2 saat ya uyuduk ya uyumadık sabah erkenden kalktık. Havaalanının yolunu tuttuk. Bizim Romen arkadaş sağolsun bizden önce ayaktaydı ve taksiyi felan önceden herşeyi ayarlamıştı. Kızkardeşi de uyandı bize veda etmeyi ihmal etmedi. Sarıldık öpüştük veda ettik.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  Barselona'da Bir CouchSurfing Toplantısı

İspanya’ya uçakla gittik. İspanyol arkadaşımız Laura’nın evine kapağı attık. İlk gün herşey güzeldi. Ertesi gün öğleden sonra biraz dışarı çıkalım dedik. Valdemoro’dan trenle Aranhuez’e gidiyorduk, 2 durak ya gittik ya gitmedik, benim böğrüme bir bıçak saplanmış gibi oldu. Nasıl ağrıdı anlatamam. O anda dedim ki; “aha olum memo, sonun geldi, buraya kadar, senin böbrek pörtledi, son duanı et”.

Benim böbrek ara sıra ağrır. Ciddi bir sorun yok. Taş, kum olur arada. 2-3 yılda bir olsa bile bazen çok büyük acı veren seviyede olduğu oluyor. Bir keresinde de askerde olmuştu böyle, gece gece nasıl kıvranmıştım bir ben bilirim.

Aranhuez’e gidene kadar kıvrandım. Aranhuez’de trenden inince ilk işimiz istasyonun barına gitmek oldu. Su istedim, verdiler de arkadaş buz gibi su, sıcak verin diyecek oldum, toplam bildiğim İspanyolca kelime sayısı 10’u geçmez. Adama su sıcak olsun demek için “kaliente” dedim. Kaliente İspanyolca azgın, ateşli, vs. anlamında kullanılır genelde. Adam soğuk suyu aldı sıcağını verdi ama kaliente lafına da şaşırmadan edemedi.

Suyu aldım içiyorum ama kıvranıyorum da. O sıra bardaki televizyona gözüm kaydı. Önceki gece İspanyol arkadaşımız Laura Almanya Başbakanı Angela Merkel hakkında atıp tutuyordu. Merkel’in İspanya’ya yaptıklarına sinirleniyordu. Bu Avrupa Birliği ülkeleri kendi arasında çekişip duruyor ya, bizim Laura’da Merkel’e saydırıp duruyordu. Ama saydırmaki ne saydırma, sağlam +18 yani. Bardaki televizyonda bir anda Almanya Başbakanı Angela Merkel’i gördüm, İspanyol televizyonları yine Merkel’in bir açıklamasını yayınlayıp Merkel’e saydırıyorlardı. Ulan dedim şu böğrümün ağrısında yine mi Merkel, allah belanı versin kadın, ne uğursuzsun, senin yüzünden oldu bu böbrek ağrısı dedim. Sağlam bir saydırdım ben de İspanyol arkadaşımız Laura gibi. +18 saydırdım ben de aynen Laura gibi.

İki saat boyunca kıvrandığım istasyondan tekrar eve dönerken...

İki saat boyunca kıvrandığım istasyondan tekrar eve dönerken…

Birkaç tane su içtim. Ağrı tam gaz devam. Biraya terfi edeyim, belki işettirir de taş düşer dedim. Bir tane bira içtim ama hala delicesine kıvranıyorum. İki büklüm vaziyette. Bardakiler anlam veremiyor. İstasyondaki görevliler bakıyor bakıyor bir anlam veremiyor. 1 saat geçti bu kıvranma ile. Taş düştü düşecek diyerek yarım saat daha geçti. Yok. 2 saat öyle kıvranmışımdır. En son istasyondaki görevlilerden biri geldi, bizim hanımefendi ile İspanyolca birşeyler konuştular. Hanımefendi benim acıma dayanamadı ve ağlamaya başladı. Gözyaşları sicim gibi akıyor, bir yandan kıvranıyorum bir yandan da ona üzülüyorum, bir yandan da “sonun geldi memo, senin böbrek pörtledi, son duanı et” diyorum. Hala kıvranıyorum. Görevli hastaneyi aradı, ambulans istedi, göndermedi allahsızlar. Bir taksi çağırdılar. Taksiye bindik, yakındaki bir hastaneye gittik. Taksi parası 7,5 euro tuttu, iyi hatırlıyorum ve hala kıvranıyordum.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  İspanya'nın Sıkıcı Şehri Zaragoza'da Şahane Bir Endülüs Sarayı

Romanya’da içtiğimiz içkiler etkisini göstermeye başlamıştı. Karaciğer çok çalışmış, vücut ve dolayısıyla böbrekler susuz kalmıştı. Romen arkadaşım Romen rakısından “iç Mehmet iç” diyordu ve ben de ufak fincan felan derken, içiyordum. Güzel gidiyor olabilirdi ama işte Romanya’da güzelken İspanya’da işler değişebiliyordu. Bilmediğin içkiyi içersen, Romenler kadar içebileceğini sanarsan, su içmezsen, üstüne de cilayı tekila, shut, viski vs. ile çekersen olacağı buydu. Zaten hassas olan böbreğinin pörtlemesine ramak kalmıştı! Son duanı edecektin!

Hastanenin kapısından içeri girer girmez kendimi yere atıp bağırmaya başladım. Herkes bana bakıyor. Hanımefendi benim pasaport ve seyahat sağlık sigortası ile işlemleri yaparken ben yerde yatmış kıvranıyorum ve bağırıyorum. Görevliler işlemleri yapıyorlar. 15 dakka kıvrandım, yukarı çıktık.

İspanya'da hastanede...

İspanya’da hastanede…

Yukarda da bir 10 dakka kıvrandım ve en sonunda doktoru görebildim. Kadın İspanyolca birşeyler soruyor, bizim hanımefendi tercüme ediyor, ben cevaplıyorum felan. En sonunda doktor yat dedi, bir hemşire içeri girdi. Uzanınca tepemde çarmıha gerilmiş bir İsa gördüm. E tabi İspanya’dasın, olacak, normal. Doktorun odasında tepede çarmıha gerilmiş bir İsa var. Kadın dindar. Bizim burda böbreğimiz pörtlemiş, tepemizde çarmıha gerilmiş İsa. Ben de şimdi bu çarmıh acısını mı yaşıyorum?

Neyse. Hemşire önce bir sıvı içirdi, içtim. Sonra da bir iğne yaptı. Hemşire iğneyi yaptı, odadan çıktı, bizim hanımefendi ile birşeyler konuşup kıkırdadılar. Biz burda can derdindeyiz, bunlar muhabbet edip kıkırdıyorlar. 10 dakika ya geçti ya geçmedi ben dirildim. Böbrek acısından eser kalmadı. Vay dedim bu tepemdeki İsa aşkına, var bir keramet herhalde.

Baya bir iyiyim. Doktora, hemşireye hoşçakal dedik. Birkaç resmi işlem ve beni daha büyük bir hastaneye sevk ettiler. Del Taho isimli yakın bir kasabada çok büyük bir hastaneye yürüyerek geze geze gittik.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  İspanya'da Seçimlere Denk Gelen Tatil

Orda uzman bir doktor gördü. Bizim hanımefendi ile bu doktor konuşuyorlar, bir sürü İspanyolca bişeyler. Anlatıyor. Önce röntgene gittim. Sonra birkaç tahlil. En sonda da bir serum taktılar. Hastane tertemiz, güzel ve çalışanlar hem çok ilgili hem de herkese çok iyi davranıyorlar. O serumu taktılar, bir uyumuşum varya, bebek gibi. Uyandığımda doktorum “ketal” diye sesleniyordu. (Ketal: Nasılsın?)

Sonra serumu çözdüler. Doktorun odasına geçtik. Kum dökmüşsün dedi. Tatiliniz boyunca seni rahat ettirecek ilaçlar yazıyorum, 1 hafta düzenli kullan dedi. Tamam dedim. Biraz bunlar muhabbet ettiler. Doktor kadın Madridli’ymiş, hastanemi çok seviyorum felan demiş. Gerçekten de iyi biriydi, bana çok iyi baktılar.

Del Taho Hastanesi - Madrid

Del Taho Hastanesi – Madrid

Del Tajo’dan Aranhuez’e yürüyerek gittik. Akşam olur gibiydi. Hava Akdeniz akşamı serinliğine büründü. Aranhuez’de gündüz kıvran kıvran kıvrandığım tren istasyonundan tekrar trene binip Valdemoro’ya doğru yola çıktık. Bu sefer barın televizyonunda Almanya Başbakanı Angela Merkel yoktu ve böbreğim de artık ağrımıyordu. Üstelik çok ta güzel bir uyku çekmiştim.

Valdemoro’ya vardık. Önce marketten koca bir bütün tavuk aldık, bir de bir şişe şarap. Sonra eczanaye gidip ilaçlarımı aldık. Eczanedeki kızlar tavukla şarabı elimde görünce kıkırdadılar. Ben de “İspanya’da markette torbayı parayla satıyorlar, onun için torba almadım” demedim, “evde parti var siz de gelin” dedim, iyice kıkırdadılar.

Güzel bir akşam yemeğini hakettik.

Güzel bir akşam yemeğini hakettik.

Eve gittik. İspanyol arkadaşımız Laura gündüz ben kıvranırken telefonla konuştuğumuzda olanları duyunca çok endişelenmişti. Tüm günün bir özetini verdik. Laura sorunca anlatacaksın, kaçarı yok. O bir mujer dominante. Tavuğu pişirdik. Pilav da yaptık, elbette salata da. Şarabı açtık. Televizyonun karşısına geçtik. Miguel, Laura, küçük Roke ve biz, muhabbete daldık. Televizyonda yine ara ara Almanya Başbakanı Angela Merkel görünüyordu ve o göründükçe benim içimi bir böbrek korkusu kaplıyordu.

Gece oldu. Herkesin uykusu geldi. Yatmaya hazırlanırken benim aklıma yukarda bahsettiğim Yunanlı yazar Nikos Kazancakis’in Zorba isimli romanının baş kahramanı Alexis Zorba’nın “patron patron….” diye başlayan replikleri geldi ve kendi kendime şöyle dedim;

“Dinle Patron! Evet çok acı çektik, böbreği de pörtlettik ama hakikaten iyi eğlendik be patron!”

Bu yazıyı beğendin mi?
mehmetc.com eposta listesine katıl, yeni yazı ve duyurulardan haberdar ol!
I agree to have my personal information transfered to MailChimp ( more information )

Yazıyı paylaş!