İsrail’de Otostop ve Cüzdan

Yazıyı paylaş!

İsrail

İsrail

İsrail’de seyahat etmenin etkin yollarından biri de otostopla seyahat. İsrail seyahatim sırasında fırsat buldukça otostop yaptım. İsrail’de herkes otostop yapıyor diyebilirim, özellikle de askerler ve öğrenciler.

Ülke küçük olduğu için mesafeler büyük ülkelere nazaran daha kısa. Bir ucundan bir ucunu bir günde katedebilirsin. Bir seferde birkaç şehir gezip, hepsinde birşeyler atıştırıp gece eve dönebilirsin.

Öğrenciler ve askerler sık sık otostop yapıyor dedim, burda İsrail’de öğrencilik ve askerlik hakkında bir parantez açmak istiyorum. İsrail’de askerlik yapmadan ünivesiteye gitmek mümkün değil. Çok zorlaman lazımki genelde mümkün olmaz, önce askere çağırırlar. Onun için gençler 18 yaşına gelince askere gider ve ne yapacaklarsa askerden sonra yapar. Askerlik erkeklere 3, kadınlara ise 2 yıl. Bu gençlerden bir kısmı askerden sonra dünya turuna çıkıp gezip tozuyor. Bir kısmı ise üniversiteye gidiyor ya da iş hayatına atılıyor.

İsrail’de askerlik bir nevi öğrencilik ya da memurluk gibi. Her yerde asker görebilirsin, çarşıda, pazarda, trende, otobüste, yolda yürürken, gece kulübünde, kafede, barda, maçta, spor salonunda, sinagogda, Ağlama Duvarı’nda. Her yerde ama her yerde.

Her genç askere çağrılmıyor, sadece uygun gördüklerini çağırıyorlar. Eğer çok büyük bir kusurun yoksa çağırıyorlar. Askerde kadınlar ve erkekler bir arada ve her görevde kadınlar da var erkeklerde. İsrail şehirlerinde gördüğün askerlerin bir kısmı silahını yanında taşır ve genelde çift şarjör dolu gezerler.

Ama hiç silah taşıyor gibi bir havaları yoktur. Silahlar M16’dır. Bir İsrail askeri için silah bir çanta, bir kaşkol, bir şapka, bir ceket, bir bileklik kadar doğal bir aksesuar gibidir ve insan İsrail’de bir süre kalınca bu durumu kanıksamaya başlar.

Türkiye gibi bir ülkede askerlik yaptıysan bilirsin. Silahlar silahlıkta durur ve kesinlikle habersiz kimse silah, mermi, vs. çıkaramaz. Ben bunu normal görüyorum, neden dersen, düşünüyorum da bir askerin silahını taşıması bizde de İsrail’de olduğu gibi serbest olsa olacakları düşünemiyorum bile. Kan gövdeyi götürürdü herhalde. Sadece terör vs. den bahsetmiyorum, Türk askerinin silahla ilişkisi biraz enteresandır, o açıdan diyorum.

İsrail ordusunun ismi IDF, askerler IDF’te çalışıyorum ya da askerim der. (IDF: Israel Defence Forces, İsrail Savunma Güçleri)

Neden bu kadar asker var dersen, konu karmaşık ama bir o kadar da basit. İsrail etrafı Araplar tarafından sarılmış bir ülkedir ve İsrail’in nerdeyse hiç dostu yoktur. Bir de buna İsrail içinde ve Batı Şeria’da yaşayan Filistinli Araplar’ı eklersen İsrail’in başı iyice beladadır ve sürekli bir çekişme ve çatışma hali mevcuttur.

İsrail devleti, aslında sürdürülemez olan bu durumu sürdürmenin yollarından biri olarak askerliği bu derece yaygın ve önemli kılmayı görür.

İsrail’de çatışma ve askerlik başka yazıların konusu. Biz konumuza, İsrail’de otostop yapmaya dönelim.

Birkaç arkadaş Kuzey İsrail’de bulunan Tarşiha kasabasına gidip bir arkadaşımızın doğum gününü kutladık. Dönüşte İsrailli herkes evine döndü ben de ise onlara veda edip kendi yoluma gittim. Önce Couchsurfing’den tanıştığım bir aileye misafir olup, bir gece kalacaktım ve sonra ertesi sabah erkenden yollara düşüp Batı Şeria’nın Cenin kentine doğru yola çıkacaktım.

İsrail

İsrail

Couchsurfing’den tanıştığım kişiler beni Tarşiha’dan alıp yakındaki evlerine götürdüler. Yine Couchsurfing’den tanıştığım birini o eve davet edip bunları tanıştırdım ve birlikte bir akşam yemeği yedik. Evet, yanlış duymadın, misafir olduğum bir evde misafir ağırladım 😉

Bu durumu ne evsahibi, ne de misafir yardırgadı, zira Couchsurfing’de işler böyle yürür. İnsanlar misafire sıcak bakar ve kimse misafiri ya da çat kapı gelen birini kolay kolay yardırgamaz. İsrail’de ise durum daha da güzeldir. Şöyleki, özelinde İsrailliler, genelde ise Museviler birbirini çok tutar.

Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, bir musevi diğerini eğer imkanı varsa misafir eder, yardım etmeye çalışır, biz musevi olmayanlara bazen enteresan gelebilecek bir bağları vardır.

Akşam yemekler yendi. Misafir, yani ben, bir Türk olunca konu hep döner dolaşır ya Tayyip Erdoğan’a gelir ya da Türk-İsrail ilişkilerine. Ben genelde dinlemede kaldım ve ara sıra ortamı provoke edip hararetli tartışmaları dinledim.

Evinde misafir olduğum karı-koca, Couchsurfing’den tanıştığım diğer bir kadın benim provokasyonlarım sonucu ara ara çok hararetli tartışmalar yaptılar. İşin enteresan ve bir o kadar da komik tarafı, bu üçünün de sağlam yahudi olması ve genelde aynı fikirde olmalarıydı. Buna rağmen fanatizmin derecesinde anlaşamayıp tartıştıkları yerler oldu.

İşin başka bir enteresan tarafı, bu aileye misafir olmadan önce birkaç gün takıldığım İsrailliler ise bu insanlarla tamamen zıt görüşlere sahiplerdi. Sağlam solculardı ve Araplar’ı çok seviyor ve İsrail’de her dinden insanın kardeşçe yaşaması gerektiğine ve bunun mümkün olduğuna inanan kimselerdi.

Bundan dolayı da İsrail devletine sürekli mufalif durumdaydılar, hatta bir kısmı İsrail devletini kabul bile etmiyordu. Yani İsrailli olup, musevi olup, İsrail devletine karşılardı, evet. Tarşiha dediğim Kuzey İsrail’de doğumgününü kutladığımız arkadaşımız ise, Arap Hristiyan biriydi.

Bunlar öyle muhalif insanlardıki, beni almaya gelen kadın hakkında birkaç soru sordular ve hemen hükmü verdiler. Nerden gelecek dediler, ben tarif ettim, hemen “bu kesin yerleşimcidir” diye yapıştırdılar ve buğz eden bakışlar attılar. Benim ne suçum varsa sanki!! Vay arkadaş dedim, ufacık memlekette, insanlar ne çeşit çeşitmiş dedim.

Misafirimiz olan kadın Amerikalı genç bir kadındı. Kocası da Amerikalı idi. Amerika’da markette promosyonculuk yaparken tanışıp aşık olmuş ve evlenmişler. İsrail’e gelip toprak haklarını istemişler ve kocası İsrail ordusunda askerlik yapmış.

Kocasının birkaç fotoğrafına baktım, babayiğit ve yakışıklı bir adamdı fakat askere sanki çok gönülsüz gitmiş bir hali vardı. Sanki sadece zorunluluğu tamamlamak ve bir an önce sivil hayata dönmek ister gibi bir bakışı vardı. Buna rağmen adama tutup tank timinin komutasını vermişler.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  İsrail Neden Bu Kadar Zengin?

Gece saat geç oldu, biz misafirimize veda ettik, kocasına selam yolladık. Kadın, “birgün İsrail’e tekrar geldiğinde bize de gel, seni kayınbiraderim ile tanıştırayım, çok ilginç bir adamdır” dedi. Ben de, “nesi ilginç” diye sordum. Cevap olarak, “Ya Mehmet, adam tam bir manyak, psikopat, fanatik yahudi” dedi.

Bunu diyen bir musevi ve kendisi de az uz fanatik değil ha. “Nasıl bir fanatikmiş, anlat hele” dedim. Cevaben, “Tüm Filistinliler’i öldürürsek Filistin sorunu çözülür” diyor dedi. Ben de, “elbette bu enteresan kişilikle tanışmak isterim, bir dahaki geldiğimde haberleşelim” dedim, sarıldık öpüştük ayrıldık.

Ertesi sabah çok erken kalktım. Evsahibim olan çift kahvaltıya kalmamı istedi fakat hem acıkmamıştım hem de erkenden yola çıkıp bir an önce kendimi yollar atmak istiyordum, müsade istedim.

Benim gibi bir adam konu yiyecek-içecek olacak ve reddececek, çok zor, yeme-içme davetini asla reddedemem, mümkün değil, hayatta yapamam bunu, kesinlikle yani. Ama sanırım bu sefer bir an önce yollarda olma isteğim ağır bastı.

Evsahibim beni evden alıp ana yola bıraktı. Bırakmadan önce eşi ile birlikte bir harita çıkarıp bana gideceğim güzergahları tarif ettiler ve çizdiler. Ana yola geldik, sarılıp veda ettik ve benim Kuzey İsrail’den Batı Şeria’nın Cenin kentine uzanan otostop yolculuğum başladı.

İsrail

İsrail

Batı Şeria’nın Cenin kentine kadar yolun tamamında toplamda 6 ayrı araç durdu ve beni aldı. En sonuncusu Cenin’in girişindeki İsrail kontrol noktasına kadar getirdi.

İlk otostopu ana yolda çektim. Bir adam durdu. İsrailliydi fakat bir Müslüman Araptı. Nerden bildiğimi soracaksın. Anlatayım. Arabaya bindim. Adamın Kur’an dinliyordu.

Ben binince kapatmadı ve sesini de kısmadı ki zaten kapatmasını da sesini kısmasını da istemem. Zira Kur’an dinlemeyi ben de severim, özellikle açıp dinlediğim pek yoktur ama denk gelirse severek dinlerim. Adam pek İngilizce bilmiyordu, pek konuşmadık fakat beni gideceğim yol ayrımına kadar götürdü sağolsun.

İsrail’de çok aşırı fanatik yerleşimler dışında her yerde ezan ya da Kur’an duyabilirsin. Oralarda bile duyabilirsin zira yerleşimlerin yakınındaki felafel dükkanlarından bazıları Arap’tır ve dükkanda Kur’an dinler. Kimse de birşey demez, diyemez.

Filistin'in Cenin şehrinde akşam yemeği.

Filistin’in Cenin şehrinde akşam yemeği.

Arabadan indim ve tekrar otostop çekmeye başladım. 10 dakika kadar otostop çektim. Bir araba durdu, gideceğim yol ayrımını söyledim, gel dedi. Arabaya bindim. Kullanan kişi başı kapalı bir kadındı ve İsrailli bir Arap müslüman kadını idi. Nerden biliyorsun diye soracaksın, anlatayım. Hayır, bu kez Kur’an dinleyen biri yoktu. Musevi kadınların bir kısmı da başını kapatır, genelde çok dindar olanları.

Ama musevi kadınlar ile Arap kadınlar hemen ayırt edilebilir, başlarını aynı şekilde kapatmazlar, farklıdır ve aksanları kesinlikle çok farklıdır. Bir musevi kadını ile Arap kadınını ayırt etmen hiç zor olmaz. Neyse, kadın beni arabaya aldı. Bindik gidiyoruz. Radyo’da Arapça pop çalıyordu ve kadın baya seviyordu, mırıldanırken yakaladım. Ben öne oturdum, arkada kadının en fazla 6 aylık bebeği pusette oturup bana bakıyordu. Bunu farkedince bir anda kadının beni arabaya almasını aşırı derecede yadırgadım.

Dedimki kendi kendime, “ulan işe bak, İsrail’desin, elin adamı otostop yapıyor, yanında bebeğin var ve sen otostopçu herifi arabana alıyorsun, iyi cesaret valla” dedim. Hayır normalde kadın tek olsa ve alsa tamam, ama bebek olunca ne bileyim insan biraz endişe eder felan dedim. Kadın hiç oralı değildi, radyodaki Arapça pop şarkılarına mırıldanarak eşlik edip durdu. Beni gideceğim yol ayrımına kadar götürdü, teşekkür ettim, utangaç bir gülümseme ile bişey değil dedi ve bebeği ile birlikte yoluna devam etti.

Gittikçe Cenin’e daha da yaklaşıyordum. Kadının beni bıraktığı yol ayrımı biraz sapa bir yerdi, biraz yürüdüm. Bir kavşağa gelip otobüs durağı gibi bir yerde 15 kişi kadar bekleyen insanları görüp yanlarına gittim. Birkaç yolcu ve gerisi askerden ibaret bu kişilerin bir kısmı otobüs bekliyor bir kısmı da benim gibi otostop çekiyordu. Asker bir genç çocukla biraz muhabbet ettik ve bir anda kendimizi birlikte otostop çeker bulduk.

Eğer bir araba dursaydı ve ikimizi birlikte alsaydı muhtemelen bu çocuktan baya birşey öğrenecek ve hatta kendimi bir yere davet ettirmeyi başaracaktım. İsrailliler çok sıcak kanlı ve ikramcıdırlar. Hele gençler, sanırsın ki bu dünyaya takılmaya gelmişler. Ama bu olmadı çünkü ben gence, “gel duraktan çıkalım, burda kalabalığız, arabalar durmaz” dedim. Genç oralı olmadı, “ben otostop çekmeye burda devam edeceğim dedi”. Ben de, “ben 200 metre yürür ordan otostop çekerim ve şansım senden faza olur” dedim, gülümsedi.

Cenin - Filistin

Cenin – Filistin

Hakikaten de dediğim gibi oldu. Duraktan çıkıp 200 metre yürüdüm ve bir yandan yürüyüp bir yandan da otostop çekmeye devam ettim. 5 dakika yürüdüm, genç bir adam durup beni aldı. Biraz muhabbet ettik. Pet Shop’u varmış. “İşler nasıl iyi mi?” dedim. “Çalışınca oluyor be abi” dedi.

Biraz daha muhabbet ettik, ben merak edip sordum, “200 metre geride yol üstündeki durakta o kadar insan duruyor, otostop çekenler de var, neden onlardan birini almadın” dedim. “Durağa yaklaşınca seni gördüm, duraktan ayrılmışsın ve tek başına bir yandan yürüyor, bir yandan da otostop çekiyordun, ben sürüden ayrılan insanları severim” dedi. O anda bir kahkaha attık ikimiz iki yerden.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  İsrail Vizesi ve Vizeci Onbaşı

Vay arkadaş dedim, adam mobil felsefeci. Beni gideceğim bir sonraki yol ayrımına kadar götürdü ve ayrıldık.

Sonra tekrar otostop çekmeye devam ettim. Orta yaşın biraz üstünde, kabak kafalı bir adam durup beni aldı. İngilizce biliyordu ve biraz muhabbet ettik. Müzik işi yapıyormuş ve o anda çalan CD bunun çalıştığı şirketin çıkardığı CD’lerden biriymiş. Efendi bir adamdı, biraz gittik ve burdan döneceğim dedi, yoluma ters olduğu için indim.

Batı Şeria’nın Cenin kentine iyice yaklaşmıştım, az kalmştı ama yine de gidecek yol vardı. Batı Şeria’ya yaklaştıkça yollar ıssızlaşıyordu. Yollardaki İsraillilerin sayısı azalıyordu. Vakit öğleden sonrayı çoktan geçmiş, ikindi olmuştu.

Durduğum son yol ayrımında şansım pek yaver gitmedi. Neredeyse hiç araç yoktu. Uçsuz bucaksız yollar ve yol kenarlarındaki tarlalardan başka hiçbirşey yoktu. İnsan yoktu, köpek bile yoktu. Kimseler yoktu.

Cenin - Filistin

Cenin – Filistin

Ben de bu durumda yine yürümeyi tercih ettim. Yarım saat yürüdüm, yine kimsecikler yoktu, hiç insan göremedim. Sonra bir 15 dakika daha yürüdüm ve bir benzin istasyonu gördüm. Gittim, okkalı kocaman bir sandviç söyledim. Felafel, salata ve turşulu bir sandviçti.

Nefis yapmışlar, afiyetle mideye indirdim. İsrail’de sebze-meyve çok tazedir ve çok güzeldir, bu işi biliyorlar. Boşuna dünyanın dört bir yanına tohum satmıyorlar demekki. Bir de, museviler de domuz eti yemediği için İsrail’de yeme-içme temizdir ve ağır kokmaz. Sandviçlerde domuz eti vs. olmaz.

Benim domuz etinden tiksinme gibi bir sorunum yok ama İsrail’deki bu durum dikkatimi çekiyor ve hemen farkediliyor. Bir sürü yer gezdim, müslüman ülke olmayıp ta domuz etinin olmadığı nadir yerlerden biridir İsrail. İsrail’de yemekler güzeldir ve başlı başına birkaç yazı konusudur, bir ara anlatacağım.

Biz konumuza -İsrail’de Otostop’a- dönelim.

Benzin istasyonundan çıktım, bir yarım saat daha yürüdüm ve doğalgaz transfer istasyonu ya da doğalgazla elektrik üreten bir istasyon gibi birşey gördüm. Bahçede kocaman bir cip vardı ve içerde adamın biri bir kontrol panelinde bir takım ölçümler yapıyordu. Adamın yanına gittim.

Merhaba dedim, merhaba dedi ama gözünü ölçüm yaptığı kontrol panelinden ayırmadı. İngilizce biliyordu. “Ne istiyorsun” dedi. Cevaben, “Cenin’e gidiyorum, buralardan araç geçer mi, otostopla gidebilir miyim” dedim. “Olabilir ama 10 dakika beklersen seni Nasıra yol ayrımına kadar götürebilirim” dedi. Ben de, “elbette beklerim” dedim.

Adam işini bitirdi. Bana gel dedi ve bahçede bekleyen cipe bindik. Bu istasyonları denetleyip ölçümler yapan bir teknisyenmiş. Biraz muhabbet ettik, Batı Şeria’daki Cenin’e gideceğimi söyledim, adamın yüzü birden değişti ama istifini bozmamaya çalıştı.

Sakin bir adamdı.

“Neden gidiyorsun” dedi. Ben de, “gezeceğim” dedim. Bana cevaben, “Cenin’i gezmek istediğinden emin misin, tehlikeli olmaz mı?” dedi. Ben de, “Sanmıyorum, tehlikeli olacağını sanmam” dedim şaşırdı. “Nerelisin” dedi, “Türkiye’den geldim dedim”. “Türkiye’den İsrail’i gezmeye mi geldin” dedi, ben de “Evet” dedim. Şaşırdı. Saçlarım asker traşı şeklinde kısa olduğu için ve fit olduğum için İsrail’de gezdiğim süre boyunca İsrail’e gezmeye gittiğime inanmayanlar çok oldu.

Bu adam da inanmamış gibi göründü. Nasıra yol ayrımına yaklaştık ve adam bana “Bak, sana ne dicem, gel seni Nasıra’a götüreyim, orda güzel oteller var, güzel restoranlar var ve takılacak yerler var, güzel vakit geçirirsin, Cenin’e gitmekten vazgeç, tehlikeli olur, başına birşeyler gelmesini istemem” dedi.

Ben de, “Yok sağolasın, ben Cenin’e gidiyorum” dedim. Cevaben, “Emin misin, bak Nasıra şehri Hz. Meryemin doğduğu, Hz. İsa’nın çocukluğunun geçtiği şehirdir, çok güzeldir, Cenin’de birşey yok, hem de tehlikeli” dedi.

Ben cevaben, “Sağol, ben Cenin’e gidiyorum” dedim. Daha fazla ısrar etmedi ve son olarak şunları söyledi; “O zaman dikkat et, parana, cep telefonuna, cüzdanına sahip ol” dedi. Ben de “Tamam, dikkat ederim” dedim. Nasıra yol ayrımına geldik, beni bıraktı ve Nasıra’ya doğru gitti.

Ben adamın son dediklerine takıldım. Hayır, Cenin’de yamyamlar mı yaşıyordu? Adam mı kesiyorlardı? Cenin’deki herkes hırsız mıydı da cüzdanıma, parama ve cep telefonuma dikkat edecektim? Neydi mesele? Neydi Cenin’i bu kadar kötü yapan?

Evet, Cenin Filistin’de en çok intihar bombacısı çıkan şehirdi fakat şu anda bir intifada yoktu. Ortalık sakindi. İsrail tankları ve helikopterleri Cenin’e ölüm kusmuyordu. Filistinli çocuklar İsrail askerlerine taş atmıyordu. Ortalık sakindi. Hem bunlar olsa bile cüzdanım, param ve cep telefonum ile bunların ne ilgisi vardı?

Cenin’e iyice yaklaşmıştık. Yine etrafta kimseler yoktu ve ikindi vakti iyice kaçak güreşir bir hal almıştı. Kararmak isteyen hava ellerini ovuşturuyordu ve ne bir araba geçiyordu ne de bir köpek sesi duyabiliyordum. Etrafta kimseler yoktu. Biraz yürüdüm, biraz daha yürüdüm.

Uzun bir yolda, sağlı sollu kavak ağaçlarının arasından geçtim, uçsuz bucaksız tarlalara baktım. Gözüm insan ve köpek aradı. İsrailli solcu arkadaşlarımın nefret ettiği İsrailli yerleşimci köylerini bile görmek iyi gelebilirdi, fakat yerleşimci bile yoktu. Biraz daha yürüdükten sonra yürüyerek Cenin’e gidebileceğimi düşünmeye başladım, cidden düşünüyordum bunu ve bence mümkündü.

Biraz daha yürüdüm ve bir araba sesi duydum. Hemen el ettim, adam durdu ve beni arabasına aldı. Beyaz saçlı, zayıf, sinek kaydı traşlı, beyaz gömlekli bir adamdı. Daha o sormadan ben hemen “Cenin’e gidiyorum, kontrol noktasına yakın bir yere bırakabilir misin” dedim. İngilizce biliyordu. Bana cevaben, “Bırakırım ama Cenin’e mi gideceksin” dedi. Ben de, “Evet” dedim.

Adam çok şaşırdı ve hiç başka birşey sormadan Cenin’e gitme dedi ve beni Cenin’e gitmekten vazgeçmeye ikna etmek için dil dökmeye başladı. Ben de dinliyordum. Biraz gittik ve kontrol noktasına geldik, adam hala konuşuyordu ve bana en son “Bir kardeşin olarak sana yalvarıyorum, Cenin tehlikeli bir yer, beni dinle ve oraya gitme, lütfen, bir kardeşin olarak sana yalvarıyorum” dedi. Ben de “Sağol, ben Cenin’e gidiyorum” dedim ve arabadan indim.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  CouchSurfing Kardeşliği ve İsrail'de Bir Sıcak Yatak

Ben inince ve Cenin’e girmek için geçmek zorunda olduğum İsrailli askerlerin kontrolünde olan kontrol noktasına doğru yönelince bana baktı, derin bir iç çekti ve arkamdan “kardeşim dikkatli ol” diye bağırdı ve arabasına binip gitti.

Kontrol noktasına geldim. Müthiş korunaklı bir askeri kontrol noktasıydı. Beni İsrail askerleri karşıladı. Önce Filistinli Araplar’la birlikte sıraya soktular. Hava kararmaya yüz tutmuştu ve sıcak bir günden sonra düşen serinlik içimi ferahlatan ve çocukluğumun Antakya’sını hatırlatan bir mutluluk vermişti.

Sırada kadınlar ve adamlar vardı. Belliki gündüz İsrail’de tarlalarda çalışıp, akşam evlerine dönüyorlardı. Sıra ile tek tek turnikeye girip, orda beş parmaklarını bir cihaza okutup, kimliklerini gösterip kontrol noktasından çıkıyor ve 50 metre ilerdeki dolmuş duraklarına gidiyorlardı.

Dolmuş durağına varınca Cenin’e girmiş oluyorlardı, artık evlerine dönmüş oluyorlardı. Burdan dolmuşlarla gidecekleri mahallelere dağılıyorlardı ve bu hergün böyle sürüyordu. Filistinli Araplar İsrail’e çalışmaya geliyor, kontrol noktasında beş parmaklarının beşini de okutuyor, kimliklerini gösteriyor, İsrail’de çalışıp ekmek parası kazanıp, akşam yine Cenin’e dönüyorlardı.

Cenin - Filistin

Cenin – Filistin

Sıradaki insanlar bana bakıyordu. Ben de hem onlara, hem turnike etrafındaki askerlere hem de kontrol noktasının ikinci katı gibi bir yerde elinde en modern Uzi versiyonu otomatik tüfeği ile bize tepeden bakan askere bakıyordum.

Önümdeki yaşlı bir kadın beş parmağını parmak okuyan cihaza uzattı. Elleri küçücük kalmıştı ve hem yaşlıydı hem de çalışmaktan iyice eskimişti, parmaklarında yılların siyahlığı ve çatlakları vardı. Kadının yüzü esmerdi, yaşlıydı, yüzündeki kırışıklar her yeri sarmıştı.

Yaşlı kadının diğer elinde bir çuval vardı, çuvalda birkaç meyve, bir kavun ve birkaç öteberi. Hem çuval hem de kadının başörtüsü -aslında tülbenti- beyazdı, tülbenti bembeyazdı. Bu yaşlı kadın elini, beş parmağını, parmak okutma cihazına uzattı. O anda içimi çok derin bir sıkıntı kapladı. Kendimi o kadar sıkışmış hissettimki, içimden gömleğimi parçalayıp göğsümü paramparça etmek geldi. Bu kadına yapılan muamele çok zoruma gitmişti. Kadın kontrol noktasından çıktı, dolmuş durağına doğru yollandı.

Sıra bana geldi. Cihazda parmaklarımın izleri alındı, İsrailli asker temiz yüzlü bir çocuktu. Arapça, İngilizce ve İbranice biliyordu. Pasaportumu aldı. Beklemeye başladım. Beni orda tam 45 dakika beklettiler. O sırada Filistinli Araplar kontrol noktasında parmaklarını okutup Cenin’e geçiyorlardı. Bir yandan onları, bir yandan askerleri, bir yandan da ikinci kattaki bize tepeden bakan elinde Uzi’nin en modern versiyonu otomatik silah olan askeri izledim.

45 dakika boyunca 5 defa “pasaportumu verin gideyim” dedim. Temiz yüzlü asker bunu her dememde “pasaportunuzda bir sorun var, biraz beklemeniz gerekiyor” dedi. En sonunda, “Bir haftadır İsrail’i geziyorum, hiçbir sorun olmadı, pasaportumdaki sorunu şimdi mi farkettiniz, Türk olduğum için mi bunu yapıyorsunuz” dedim.

Öyle diyince, “hayır, onunla ilgisi yok dedi”. Bize tepeden bakan, eli modern Uzi’li asker bizi duydu ve baktığı yerden indi, silahını askısından sırtında duracak şekilde bıraktı, bana döndü ve “benimle gel” dedi. Çantamı alıp gittim, bir koridordan geçtik ve beni kapısında “İleri Sorgulama Odası” yazan bir odaya soktu.

Kapıyı üzerime kilitledi. Yirmi dakika orda bekledim, içerde bir sandalye ve bir kamera vardı. Yirmi dakika sonra modern Uzi’li asker üzerime kilitlediği kapıyı açtı ve bana pasaportumu uzattı, “gidebilirsiniz” dedi. Pasaportumu ve çantamı alıp dolmuş durağına gittim.

Durağa geldiğimde birkaç kişi yanıma geldi. Artık Cenin’e girmiştim. Duraktan çıkıp 20 metre ötede öyle durdum bekledim. İnsanlara baktım. İsrail tarafından, kontrol noktasından beş parmaklarını okutarak ve kimliklerine göstererek geçip Cenin’e giriyorlardı ve dolmuşlara binip mahallelerine, evlerine gidiyorlardı.

Orda öyle durdum onları izledim. Dolmuşa binip, dolmuşçuya parayı uzatıp dolmuşun kalkmasını bekliyorlardı ve dolmuş kalkıyordu. Filistinlileri alıp mahallelerine, evlerine götürüyordu. Onları izlemeye devam ettim.

İnsanları izledim, yarım saat daha geçti. Sonra dolmuş durağına gidip dolmuşlardan birine bindim. Yolda Filistinlilerin evlerine baktım, dolmuşta insanlara baktım. Şöföre baktım. Ağaçlara baktım, en çok ta zeytin ağaçlarına baktım. Dolmuş şehir merkezine gelince indim.

Cüzdanım, param ve telefonum hala yerindeydi. Kimse bunlarla ilgilenmiyordu.

Şehir merkezinde kalabalık bir berber dükkanına girdim, selamun aleyküm dedim. Birkaç kişi aleykümselam dedi. Çantamı bıraktım. Ortadaki koltuklardan birine oturdum. Berber kalabalıktı. Birkaç kişi ile sohbete başladım, çay söylediler. Sonra traş olacağım dedim.

Sakallarımı kesin dedim, hafif kirli sakal kesin, sıfır yapmayın dedim. Saçlarımı da yıkayın dedim. Traş olup saçlarımı yıkatınca çok rahatladım. Berberde sohbete daldığım insanlardan birkaçına Cenin’deki mülteci kampını sordum, oraya gidip gidemeyeceğimi, uzak olup olmadığını sordum. “Hiç uzak değil ve ne zaman istersen gidebilirsin” dediler. “Muhayyem diye kime sorsan sana gösterir” dediler. Muhayyem’in Arapça “Mülteci Kampı” anlamına geldiğinden bahsettiler.

Sonra onlara Cenin’de kalabileceğim bir yer sordum. Birkaç yeri aradılar ve beni en son “German Guest House-Alman Misafir Evi” dedikleri bir yere götürmeye karar verdiler. Bir arkadaşlarını aradılar. Çocuk gelip beni aldı ve birlikte German Guest House’ın yolunu tuttuk.

Cüzdanım, param ve cep telefonum hala yerindeydi. Kimse bunlarla ilgilenmiyordu. Hava kararmıştı. Artık Batı Şeria’nın -Filistinin- Cenin şehrine gelmiştim ve içimi Filistin’e ilk defa gelmenin heyecanı kaplamıştı.

Cenin - Filistin

Cenin – Filistin

 

Bu yazıyı beğendin mi?
mehmetc.com eposta listesine katıl, yeni yazı ve duyurulardan haberdar ol!
I agree to have my personal information transfered to MailChimp ( more information )

Yazıyı paylaş!