İşyerindeki PlayStation da Kurtaramayacak Seni

Yazıyı paylaş!

Farklı olacağım derken aynı olan milletlerin listesini yapsalar herhalde Türkiye ilk 3’e girer. Dünyada birçok konuda listeler yapılır, sıralamalar yayınlanır. Bu listelerin herhangi bir konuda iyi olma cinsinden olanlarda Türkiye hep sonda, herhangi bir şeyde kötü olma kosunda ise Türkiye hep ilk sıralarda yer alır. Bu durum artık öyle kanıksandı ki pek ipleyen de yok bu listeleri, birçok şeye alıştı bünyeler.

Burda tabi şunu da en başında söylemem lazım, bu yazıyı yazarken ben de aynılaşıyorum. Nasıl dersen, Türkiye’yi eleştirmek en az 300 yıldır moda bu memlekette. Aydınımızdan cahilimize herkese her alanda peydah olmuş toplumsal aşağılık kompleksi kendini eleştirme hastlalığına dönüştü. Hayır öyle milliyetçi naralar atmak ya da ben memleketimi ve insanımı çok seviyorum martavalları okumak ta kurtarmıyor seni, zira narsist kişilik bozukluğunun temelinde kendine güvensizlik ve aşağılık kompleksi yatar.

300 yıl dedim, bunu sen 350 yapabilirsin. Ama Son 200 yıla bakarsan nasıl ayyuka çıktığını iyice görürsün.

Peki sen böylesin de dünya çok mu farklı? Yok, değil. Son yüzyılların kaybedenleri hep böyle. Tarihiyle avunan, geçmişteki zaferlere özlem duyan, bir zamanlar kaç kıtada at koşturduğu ile böbürlenen milletlerle dolu dünya. Ama baktığında hepsinin evlatları yeni çıkan dizilerin aynısının tüm sezonlarını izliyor, hepsi apple kullanıyor, hepsi en son çıkan neyse onu alıyor, hepsi İngilizce konuşan bir ülkede eğitim almak istiyor, hepsi yurtdışında yaşamak istiyor, hepsinin zenginleri kendi ülkelerinde özel okullara, özel hastanelere, özel bilmemnelere gidiyor, hepsi aslında özendiği batıyı hiç bilmiyor. Türk neyse Rus o, Hintli neyse Çinli o.

Peki özendiğin batı gibi olabilecek misin ve aslında soru o da değil, soru şu: sen o özendiğin batı gibi olmak isteyecek misin? Bu cümleyi iki türlü okuyacaksın biliyorum. Birincisi, yine narsist bir yaklaşımla ecdad hamaseti yaparak okuyacaksın. İkincisi ise, biraz objektif gözlük takarsan görebileceğin cinsten: sen mesela bir batılı gibi tutumlu, gösteriş meraklısı olmayan, öğlen yemeğini evden götüren, işe o soğuk ve kasvetli havalarda bile bisikletle gidebilen, okulda torpil istemeyi zul sayan, işyerinde laklak yapmayan ya da milliyet.com.tr’ye girmeyen, politikayla olması gerekenden fazla ilgilenmeyen biri olmak isteyecek misin? Yoksa hayat boyu her yerde herşeyin kısayol tuşunu arayan biri olarak mı kalacak mısın? Mesela sıraya girmek yerine sırada kaynak yapmaktan vazgeçebilecek misin? Gerçekten yapabilecek misin bunu? Sen yapsan bile çocuğunu yurtdışına “eğitime” gönderirken havaalanında onu başkasının önüne geçirmekten vazgeçebilecek misin mesela? Sıra kaynağını bu boyuta taşımaktan geri durabilecek misin?

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  Başkalarının Hayatları ve Kör Muhammed

Bünye bunu kaldırmaz, açık et, gözlerini kaçırma. Şark kurnazlığı iliklerine işlemişse bir kere, onu söküp atmak öyle kolay değil.

İşte gün geçmiyor ki birileri daha anti-sosyal medyada ofisten PlayStation oynarken fotoğraf paylaşmasın. Ya da kahvaltı, böyle simitli felan. Ya da fasıl etkinliği. Ama müdürler boğaza en iyi bakan masanın en iyi yerine oturuyor o fasıllarda ve en yakın yanlarına da ayakçıları.

Mesela girişim ofisleri videoları yayınlanıyor sağda solda. İşte biz çalışanımıza şöyle değer veriyoruz, böyle değer veriyoruz şeklinde kırrik mırrik yapan cümleler, şiveli ise bile dil kıran genel müdürler ya da founder’lar ki bu founder’ı biraz açmak lazım: tek kişilik şirketlerin bile founder’ları var, CEO’ları var, hep tek kişilik kalsalar bile. Ya da uluslararası şirketlerin Türkiye genel müdürü olup ta Linkedin’e o şirketin founder’ı yazan genel müdürleri var. Neticede bu olabilir zira sen Linkedin’de ne istersen olabilirisin. Orda diploman gerçek mi sahte mi, ünvanın gerçekten o mu değil mi, ya da manager’sın ve manage ettiğin “ekip” sadece bir kişiden mi ibaret soran sorgulayan yok, zira sorgulamaya gerek yok çünkü herkes -aslında- biliyor birbirini.

Bu batılı olmak varya, işte o olmak istediğin insanlar, aslında onların nasıl bir “yokluk” içinde yaşadığını görsen sen haline şükredersin. Mesela bizim şu İngiltere ve özellikle de Londra, kulak ver anlatayım.

Burda mesela mankenler çöp atar. Bundan tam 12 yıl önce İngiltere’de öğrenciyken birgün bir arkadaşım dedi ki “abi burda mankenler çöp atıyor”. O ne lan dedik, anlattı: “abi sabah gelirken bir kız gördüm, çok canti güzel bir kız, uzun boylu, çalıştığı kafede elinde koca siyah çöp torbası, çöp atıyordu”. Eee, koçum benim, burası İngiltere, çalışmayana ekmek yok, öyle herşeyimi sevgilim alır, tüm yemeklerimi sevgilim ısmarlar diye bir dava yok. Sen erkek olarak bunu yapmak istesen de kız sana yaptırmaz, o özgürlüğünü sana öyle verir mi sandın? Çünkü yeri gelince siktiri çekebilecek yüzü olsun ister.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  Biz Haliç'te Yıllar Önce Kaybettiğimiz O Balığı Bulmasak ta Olur

İnsanlar işe bisikletle gidip gelir. Bunu spor olsun diye yapmak değildir sadece olay, çoğu yol parasından tasarrufu da hesaplar. Çocuklar alışsın diye tüm aile bisiklete binip okula öyle giderler sabah, o soğukta.

İnsanlar yemeğini evden getirir. İşyerlerinin hepsinde koca bir mutfak, en az iki tane buzdolabı ve bulaşık makinası olur. Mikrodalga da eksik olmaz tabiiki. İnsanlar öğle yemeğini getirir, sabah dolaba koyar, öğlen mikrodalgada ısıtıp yer. Hep sağlıklı beslenmek için hem de tasarruf için yapar bunu. Londra’da dışarda yemek öyle ucuz sanma, top atar iflas edersin dikkat etmezsen.

CEO’ların yani genel müdürlerin odası yoktur burda. Onlar da herkes gibi kübikte oturur. Öğlen yemeğini ya evden getirir ya da öğle saati gelince gider dışardan alır gelir mutfakta tabağa kendi koyar ve yemeği bitince de tabağını kendi kaldırır, bulaşık makinasına kendi koyar. Sekreter tutup ta “ben kaldırırım, ben alayım falanca bey-hanım” diyemez, dedirtmezler. Derse yalakalığa girer, yapmaz ve yaptırmazlar da. Kimse bunu beklemez ve yapmaz zira bireysellik ve çok erken yaşta öğrenilmiş kişisel alan kavramı bunu getektirir.

Şimdi aklına koca koca girişim ofislerinde göt göte oturan çalışanlar ve koca bir odayı sadece kendine ayırmış Türk CEO’lar geldi değil mi? Bunların bir kısmına sekreter dışardan yemek söylüyor ve odasına hazırlıyor. Bir kısmının ise kendi katında kendi tuvaleti var değil mi? İnkar edeceksin ama koca koca şirketler bile böyle değil mi? İtiraf et.

Herkes toplu taşıma kullanır. Büyük arabalara mesela İngiltere’nin görgüsüz insan arabası Range’e felan zenciler, hintliler felan çok itibar eder, diğerleri bu tür şeylere önem vermezler. Normal insan yeri gelince metro, otobüs, tren hangibi yoluna uygunsa onu kullanır. Onun için sabah işe gidiş saatleri ve akşam iş çıkış saatleri toplu taşımada defile var zannedersin. Güzel güzel hanımefendiler, yakışıklı yakışıklı beyefendiler endam eder. Her türlü hipster, gevezelik yapan ortaokul öğrencisi, evsiz, zengin, fakir, öğrenci, öğretmen, iş adamı, hepsi toplu taşıma kullanır.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  Değiştirdin de Ne Oldu?

Bir İngiliz sana nerde oturuyorsun derse ve eğer senin cevabın yürüyerek yarım saatte gidilebilecek bir yere denk geliyorsa onun cevabı kesin ama kesin “o zaman hergün yürüyorsun ne güzel” olur. Otobüsle geliyorum dersen şaşırabilir ve o mesafeye arabayla geliyorum dersen içinden seni ayıplar ama bunu kesinlikle yüzüne vurmaz.

Otobüsten, metroya, işyerlerinden okula, hastanelerden publara, şirketlerden devlet dairelerine her yerde görürsün bu garibanlığı(!). Batılı sadedir, öyle olmak zorundadır. Sadece İngiltere mi? İsveç’e git, Almanya’ya git, Fransaya da git, Avrupa’nın her yerine git. Göreceksin. Senin burda zul sayacağın ve utanacağın herşey batıda günlük hayatın temel alışkanlığıdır. Sana yük gelen, sana ayıp gelen, sana zor gelen herşey burda normaldir.

Ama işte bu yokluğun(!) getirdiği zenginlik batılının damarında kandır: o zenginlik nedir dersen cevabı en temelde eşitliktir. Batıda hak-hukuk-adalet vardır ve sözde değil özdedir. Kim olursan ol aynısın, hakkın varsa hakkını alırsın. Senin yük gördüğün şeyler batıdaki eşitlik ve özgür düşüncenin temelidir.

Boşuna işyerinde PlayStation, arada beleş kahvaltı, genel müdürlü nevizade fasılı, boğazda -menülü- iftar var diye anti-sosyal medyada paylaşıp durma. İstesen de istemesen de ofiste göt-göte oturacaksın taaa ki sen de genel müdür olup o camekanlı odaya konana kadar.

PlayStation demişken, iyi de oynasan ara sıra genel müdürüne yenilmeyi ihmal etme, yoksa acısı maaş zammında, bonusta, terfide felan çıkmasın emi.

Bu yazıyı beğendin mi?
mehmetc.com eposta listesine katıl, yeni yazı ve duyurulardan haberdar ol!
I agree to have my personal information transfered to MailChimp ( more information )

Yazıyı paylaş!