Londra’da Leziz Bir Vietnam Lokantasında Geyik Avcısı Nick’in Ne İşi Vardı?

Yazıyı paylaş!

Avusturyalı iş arkadaşım Philipp bütün gün kafasını kaldırmadan çalışır. Kendisi insan beynini inceleyen bir alanda doktora sahibi olmanın yanında istatistikçi ve bilgisayar programcısıdır. Python programlama dili ile hazırladığı veri analizi modelleri şirketin iş modelinin temelini oluşturur.

Yanyana otururuz ama pek konuşmayız. O da ben de konsantre olmayı çok seven insanlarız ve ikimiz de kendimizi “Ben alışkanlıkların insanıyım” diye tanımlarız.

Çalışkan olmasının yanında oldukça sosyal biridir. Bütün gün çalışır ama akşam olunca işi gücü bırakır, hafta sonları da aynı şekilde. Tüm boş zamanlarını Londra’yı ve Londra’daki mekanları keşfederek geçirir. Ayrıca iyi de spor yapar.

Her Cuma onunla öğle yemeğinde felafel yeriz.İşyeri Londra’nın Hammersmith bölgesinde Londra metrosuna yani İngilizler’in deyimi ile tube’e çok yakın. Burası Hammersmith’in en merkezi yeri olduğu için haftanın belli günleri Londra’da birçok yerde kurulan pazarlardan kurulur.

Hammersmith – Londra

Londra’da pazarlara market denir. Pazar meyve-sebze ve alışverişten ziyade genelde yemek çadırlarının kurulduğu ve dünyanın her yerinden farklı mutfaktan yemeğin olduğu yerlere denir.

Philipp’le her Cuma işte Hammersmith’teki bu pazara gideriz. Cuma günleri arada değiştirsek te genelde felafel yeriz. Faslı bir felafelci var, güzel yapıyorlar. Menü karmaşık değil, sadece felafel ve salata var ve fiyat oldukça uygun. Felafel dürüm 4 sterlin, peynirlisi ise 5 sterlin. Hepsi bu kadar. Oldukça lezzetli.

Geçtiğimiz hafta yine Cuma günü Philipp’le felafelcinin önündeki kuyrukta sıramızı bekliyorduk. Philipp bana “Mehmet, dün akşam Londra’da bugüne kadar gittiğim en iyi Vietnam restoranına gittim” dedi. Başladı anlatmaya ki Philipp Londra’daki yemek yerlerini iyi bilir, adeta gizli bir gurmedir. Kendisi vejeteryandır. Dünya mutfaklarını takip eder, farklı restoranlara gider, farklı menüleri dener.

Bahsettiği restoranın ismi Sen Viet. Londra’nın Kings Cross bölgesinde, Kings Cross istasyonuna 7-8 dakika yürüme mesafesinde.

“Mehmet, önce starter olarak spring rolls ve summer rolls yedik, sonra bir ana yemek seçtik ve üstüne de kızarmış dondurma yedik. Görmelisin, yemekler çok lezzetliydi, Londra’da bugüne kadar gittiğim en iyi Vietnam restoranı Sen Viet” dedi.

Normalde arkadaşlarım arasında yemek muhabbetleri ve restoran önerisi olunca dinler geçerim, bir ara aklıma gelirse ya da denk gelirsem tavsiye edilen restorana giderim. Ama özellikle gideyim bulayım diye çabalamam. Çünkü Londra’da dünyanın her yerinden farklı mutfakları yansıtan o kadar çok lezzet durağı var ki hangi birini aklında tutacaksın ya da not alacaksın da hangi birine gideceksin. Bu konuda biraz spontan takılıyorum.

Ama Philipp çok lezzetli diyince ve özellikle de en sonunda “kızarmış dondurma yedik” diye överek anlatınca “dur ben bunu not alayım da bir ara gidelim” dedim ve cep telefonumdan restoranı bulup not aldım.

O gün öğlen felfellerimizi aldık, yine her zaman hava güzel olduğunda yaptığımız gibi Hammersmith metro istasyonunun hemen karşısındaki parka gittik ve felafel dürümlerimizi yedik. Philipp te benim gibi coca-cola’yı çok sever ama o da yine benim gibi kendini dizginler. Bazen içmeyelim diyoruz ve birbirimizi gaza getiriyoruz, içmiyoruz. Ama bazen “yahu bugün kendimize izin verelim, gel kola içelim” diyoruz ve kola içiyoruz. Alışkanlık yapıyor namıssız.

Hammersmith’teki park yazları oldukça hareketli oluyor. Herkes yemeğini alıp parka gidiyor. Çok güzel oluyor, adeta herkes pikniğe gelmiş gibi oluyor. Yarım saatlik, bilemedin 45 dakikalık öğle arası uzun 2-3 saat gibi geliyor insana, öylesine güzel.

Hammersmith – Londra

Eskiden 4 kişi giderdik. İşyerinden sevdiğim arkadaşlarım Adria ve Dominik te bizimle gelirdi, bazen de yine metro istasyonunun yakınındaki merdivenlere oturur yemek yerdik. Bizden başka merdivenlere oturan okulu kırmış sigara içen ergen genç kızlar ve erkekler olurdu.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  Londra'da Sadece İngilizce Mi Öğrenilir?

Ben okulu kırmış bu gençlere çok özenirim. İsterim ki geçmişe gideyim ve bir Londra parkında ara-sıra okulu kırayım, başımda kavak yelleri, umarsızca takılayım. Amerikan Gansteri filminde dediği gibi; gençlik güzel şey, ama bir defa geliyor.

Adria Fransa’ya taşındı, belki birgün Londra’ya geri döner. Dominik ise iş değiştirdi, parkta ve merdivenlere oturup yemek yiyen bir Philipp’le ben kaldık.

Felafel dürümlerimizi coca-cola ile afiyetle yedik ve işe döndük. Akşam 5 oldu, ben Philipp’e iyi hafta sonları dedim ve Hammersmith metro durağına gittim.

Orda cebimden cep telefonumu çıkardım ve günlük klasik “akşam ne yemek isteriz” konuşmamızı yaptık. Telefonun öbür ucunda güzel bir hanımefendi olunca ve hazır günlerden de Cuma iken “Bugün seni Philipp’in tavsiye ettiği vietnam restoranına götüreceğim, Kings Cross’ta buluşalım” dedim ve pos cihazlarının -günsonu raporunu- andıran hoşbeşten sonra byebye-mucuk-mucuk yapıp telefonu kapattık.

Telefonda da olsa öpücük güzel şey koçero.

Kings Cross metro istasyonunda indiğimde beni bir müzik karşıladı. Bazı metro istasyonlarında piyano var. İsteyen çalabiliyor. Biri beyaz biri zenci iki adam şarkı söylüyordu, beyaz olan piyano çalıyordu.

Kings Cross metro istasyonu aslında sadece istasyonun bir kısmıdır. Kings Cross hem şehir içi hem de şehirlerarası, hem de başka ülkelere de giden trenlerin kalktığı devasa bir istasyondur. Harry Potter’ın ünlü dokuz çeyrek platformu burdadır.

İstasyon oldukça kalabalık, binlerce insan gelip-geçiyor. Ben müziğe kendimi kaptırırken istasyon görevlilerinden biri olduğu üzerindeki mavi giysiden belli olan hafif esmer tenli bir adam piyano çalıp şarkı söyleyen bu iki adama bozuk atan bakışlar atıyordu. Muhtemelen adamların söylediği şarkılardaki sözleri beğenmemişti zira adamlar kilise müziği çalıp söylüyorlardı ama müzik çok güzeldi. Şarkı sözleri “I saw the Lord”, “Ben Tanrı’yı gördüm” gibi şeylerdi. Sözleri beğenmeyebilirsin, ama müziğe bozulmana gerek yok, tadını çıkar.

Ben de müzik dinleyeceğim derken telefonun öbür ucundaki hanımefendi ile buluşmama geç kaldım, o restorana çoktan gitmişti ve beni aradı. “Memo nerdesin?” diye aradığında ben 4. şarkıyı dinliyordum. Hemen restoranın yolunu tuttum, 10 dakikada orda oldum.

Dışardan baktığımızda evet tam bir Vietnam esintisi görüntüsündeydi. İçeri girdik, önce asık suratlı bir Vietnamlı kız geldi, rezervasyonunuz var mı diye sordu, yok dedik. Bir dakika, arkadaşım size yer gösterecek dedi ve gitti. Yer gösteren genç garson “sadece nakit ile ödeme alıyoruz, buyrun sizi şurdaki 2 kişilik yere alayım” dedi. Ben yerimizi çok beğendim. Yemek yerken aynı garsonun yeni gelen  herkese “sadece nakit alıyoruz” dediğine şahit oldum. Kart geçmiyor.

Hammersmith – Londra

Mekan bana nedense birden o anda 1978 yapımı Robert De Niro, Christopher Walken ve John Cazale’nin oynadığı Deer Hunter-Avcı filmini hatırlattı.

Neden birden aklıma Deer Hunter-Avcı filmi geldi bilmiyorum ama muhtemelen filmde Christopher Walker’ın oynadığı Nick karakterinin Vietnam’daki savaşta bunalıma girip Vietnam’lı kumar çeteleri tarafından kumar ve uyuşturucuya alıştırılıp tabanca ile ölümüne oynanan bahisli kumar oyununda kullanılmadan önce Saygon’da takıldığı mekanları hatırlattığı içindi. Bir anda kendimi, Nick’in henüz savaşın en acımasız yüzünü görmeden ve bir daha hiç çıkamayacağı bunalıma girmeden önce, Vietnam’ın Saygon şehrinde takıldığı mekanlar gözümde canlanırken buldum.

Deer Hunter – Avcı

Filmde Robert De Niro’nun oynadığı Michael henüz beyaz takım elbisesini giyip Nick’i kumar çetelerinin elinden kurtarmaya gitmemişti, çünkü savaş hala devam ediyordu. Amerikalılar kazanacaklarını zannederken Vietnamlılar kazanmaya hergün biraz daha yaklaşıyorlardı ve Nick bir çıkmaza doğru ilerliyordu. Michael onu ordan kurtarıp Amerika’ya geri götürmeye dair ümitlerini Nick’le sadece son bir rus ruleti oynama ile bitirmek ve sadece bunu yapabilmek için yanında getirdiği binlerce doları Vietnamlı kumar çetelerine rüşvet (ya da haraç) vermek zorunda kalacaktı.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  İngiltere'de Şirket Kurduğunda Hangi Sigortaları Yaptırmak Zorundasın?

Evet, o dönem için bir dönem, savaş daha Amerikan askerlerinde ve tüm Vietnamlılar’da bir daha hiç silinemeyecek izler bırakmadan önce Amerikan Askerleri güzel mekanlarda takılıp güzel yemekler yiyorlardı.

Oturduğumuz masada Vietnam’a özgü soslar vardı. Siparişimizi almaya güler yüzlü başka bir Vietnamlı bir kız geldi, tatlı ve güleryüzlü bir kızdı. “Henüz karar veremedik” dedik ve gitti. 20 dakika menüye baktık. Menü sağlam, tam bir Vietnam mutfağı klasiği. Neyseki resimlerle de süslenmiş ki her yemeği tahmin etmek ya da sormak zorunda kalmıyor insan.

Başlangıç olarak summer rolls söyledik. Summer Rolls içinde sebze, deniz ürünü, tavuk ya da domuz eti olan çeşitleri ile sigara böreği gibi kızartılan birşey. Biz sebzeli olanını seçtik. Tabakta soya sosu, kuşkonmaz ve limon ile geliyor.

Sen Viet – Londra

Ben ana yemek için fish cake seçtim. Fish cake’i tatlı zannetme. Fisk Cake balıklı noodle çorbası ki ben noodle çorbasını çok severim. Balık levrek. Çorbanın suyunda sebze var ve spagetti makarna ile balık bu suyun içinde çok lezzetli oluyor. Noodle çorbası söylersen chopstick ve ufak bir çorba kaşığı ile geliyor, hem ye hem suyunu iç.

Hanımefendi ana yemek olarak dana etli noodle seçti, noodle flat noodle. Karşılıklı birbirimizin ana yemeklerinden tattık, onun seçimi de oldukça lezzetliydi.

Ben Vietnam birası istedim, garson kız “Saygon getireyim mi?” dedi, olur dedim. Çok anladığımdan değil, iyi birşey getireceğini tahmin ettiğimden. Gelen bira içinde katkı maddesi olmayan ve direk Vietnam’dan ithal edilen Saygon marka yerel bir bira, lezzetli.

Masadaki bardaklara dikkatini çekmek isterim, hafif buz desenli tam şeffaf olmayan açık yeşil renkte bardaklar ki bir restoranda bardaklar böyle ise yani çok yeni ve fabrikasyonu andırmak yerine sanki uzun süredir kullanılan evdeki bardaklar hissini veriyorsa orda yemekler güzel oluyor.

Yemek adeta bir şölen havasında geçti, ben yemeğimi çok beğendim, başlangıçları da. Yemeğin lezzetinde kapılmışken arada etrafa bakıyordum. Gelenler genelde asyalılardı, mekanı bildikleri ve sevdikleri belliydi ama baya başka milletten de gelen giden oluyordu.

Sen Viet – Londra

Yemeğimizi yedik. Tatlı söyleyelim dedik. Menüyü yeniden istedik. Philipp’in bahsettiği kızarmış dondurmadan söyledik ve bir de mango rolls söyledik. Mango rolls yine sigara böreğini andıran şekilde kızartılmış, içinde mango var ve tatlı-ekşi bir sosla geliyor, oldukça lezzetli. Garson kız “kızarmış dondurma kaldı mı emin değilim, bir sorup geleyim” dedi. Geldiğinde müjdeyi verdi, “evet varmış, size getireceğim” dedi. Baya sevindim.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  İngiltere'de NINo - National Insurance Number Nasıl Alınır?

Kızarmış dondurma ayrı bir parantezi hakediyor. Ben böyle bir tat görmedim. İçi dondurma, dışı kızarmış tatlı gevrek bişey. Aroması harkulade. Tatlı faslı da bir şölen havında geçti.

Yemek yerken yan masamızdaki çift kahve içiyordu ve kahve dikkatimi çekmişti, canım da çekti. Kahve söyleyelim dedim. Birer tane de kahve söyledik. Kahve masada demlenen birşeyle geliyor. Dibine çöktürülmüş sütlü bir sosu var, demleme bitince karıştırıp içiyorsun. Oldukça sert bir kahveydi, bir tanesini ikimiz içermişiz, o kadar sert dedik ama ikisini de içtik.

Sen Viet – Londra

Tüm bu olan bitenin birkaç fotoğrafını çektim ve Philipp’e whatsapptan fotoları gönderip şunları yazdım; “Philipp, you made our Friday, many thanks for the recommendation”. Philipp cevaben “Enjoy” yazıp alkış smiley yaptı. Eminim Pazartesi işe gittiğimde 10 dakika bu restoranın muhabbeti olur sabah ilk iş.

Kahvelerimizi de içtik. Hesabı istedim. Hanımefendiye “Hesap en fazla 42-43 sterlin gelir, gör-bak” dedim. Hesap geldi.

Biz hesabı beklerken yanımızdaki iki kişilik masafaya iki yaşlı kadın buyur edildi, oturdular. Oturur oturmaz bizim masadaki kahvelere dikkat kesildiler, kahveler ve sunum oldukça dikkat çekiyordu. Bu konuda yalnız değildim. Yaşlı kadınlardan biri Asyalı diğeri ise onun kadim arkadaşı olduğu çok belli olan yaşlı bir İngilizdi. Çok güzel giyinmişlerdi, inci kolyeleri çok alımlıydı. Asyalı olan kıpkırmızı bir ruj sürmüştü.

Hesap 40 sterlin 80 pence tutmuştu. Tahminime yakındı. Her zaman her dışarda yemekten sonra yaptığım gibi adisyonda yazanları tek tek kontrol edip alt alta topladım. Hesapta yanlışlık yoktu. Genelde yanlışlık olmaz ama sen her zaman adisyonu kontrol et. Eğer İtalya’da isen adisyonları bir değil iki kez kontrol et ve İtalyan garsonlara asla güvenme.

Adisyonda birşey dikkatimi çekti. -Service Charge- yani servis ücreti yoktu. Londra’da genelde iki kişi için 4-5 sterlin servis ücreti alınır. Burda yoktu ve adisyonun en altında “No Service Charge Included” yani “Servis Ücreti Dahil Değildir” yazıyordu.

Bu da oldukça lezzetli yemekleri olan bu güzel Vietnam restoranını sevimli yapan başka bir neden. Hayır, konu para değil, konu restoranın sahiplerinin gözü bol insanlar olması. Direk servis ücreti koysalar da eminim kimse birşey demez ama demekki bu tarzı kendilerine uygun bulmuyorlar.

Sen Viet – Londra

Hesap 40 sterlin 80 pence, ben bahşişimi de kattım ve 44 sterlin ödedim. Hem garsonlara hem de kasadaki bembeyaz tenli, oldukça çekik gözlü, orta yaşlı, kahveleri özenle yapan, utangaç, güzel Vietnam giysili hanımefendiye teşekkür ettim. Utangaç bir çekik gözlü gülümseme ve sevindiğini belirten bir Asyalı keskin kafa sallaması ile karşılık verdi.

Dışarı çıktığımızda restoranın önünde 4-5 kişi içerdeki masalarda boş yer olmasını bekliyordu. Hepsi Asyalı’ydı.

Deer Hunter-Avcı’daki Nick’i düşündüm. Acaba Nick, hiç fish cake yemiş miydi? Ya bu kızarmış dondurmadan tatmış mıydı? Peki Saygon’daki batakhanelerde zil zurna sarhoş olduktan sonra biraz olsun ayılabilmek için bu sert kahveden içmiş miydi? Bir daha çıkamayacağı bunalımına girmeden önce en azından güzel Vietnam yemeklerinden yemiş miydi? İçimi sürreal bir hüzün kapladı.

Deer Hunter – Avcı

Bu güzel akşam yemeğinden sonra Kings Cross’tan Dalston’daki evimize kadar yürüdük. Oldukça uzun bir yol ama Londra’yı yürüyerek keşfetmek ve bu aylaklık o kadar güzel ki. Eve geldiğimde midem pamuk gibiydi.

Bu yazıyı beğendin mi?
mehmetc.com eposta listesine katıl, yeni yazı ve duyurulardan haberdar ol!
I agree to have my personal information transfered to MailChimp ( more information )

Yazıyı paylaş!