Marsilya’da Kadın Dayağından Kurtulma Öyküsü

Yazıyı paylaş!

Kadrajımızı soldaki hanfendi ve yüzünü kapatan delikanlıya doğru alalım...

Kadrajımızı soldaki hanfendi ve yüzünü kapatan delikanlıya doğru alalım…

Kıymetli ve pek sevgili hanımefendiler, öncelikle bak bu yazı ciddiye alınacak bir yazı değil. Hayır, yazdıklarım kelimesi kelimesine doğru fakat olayı lütfen feministik bir yaklaşımla değerlendirmeyin ve beni paralamayın olur mu? Gözünü seveyim. Şimdi burda oturup Türkiye’deki erkek şiddetinin detaylarına girmeyeceğim. Konu çok uzar. Özetle kadına el kaldıranı kınıyorum ve bizden değildir.

Kıymetli hanfendiler, konuyu çok uzatmayacağım. Sadece bir fotoğraf ve birkaç cümle. Onun için beni darlamayın olur mu? N’olursun bak.

Sene 2013. Fransa’nın Marsilya şehrini geziyoruz. Şehir güzel. Karmakarışık, her türlü millet var. Avrupa’nın suç başkenlerinden biri. Ama tam bir akdeniz şehri. Monte Kristo Kontu’nun hikayesinin geçtiği ada çok yakın, tekneyle gidip kontun hapis yattığı zindanı görebiliyorsun.

Şehrin en tepesinde müthiş bir kilise ve en yüksekte güzel bir heykel var. Mutlaka gidip görmelisin.

Magrip yemeklerini yiyebilirsin. Nefis kokulu Marsilya’ya özgü sabunlarından hediyelik alıp sevdiklerine götürebilirsin. Fransız yemeklerini de tadabilirsin.

Tren istasyonu şahane bir yer. Kocaman. Her türlü kafe var. Üç peynirli Fransız usülü tostun tadına doyamıyorsun. Trenle Güney Fransa’nın diğer şehirlerine her türlü uzanabilirsin. Marsilya güzel yer yani. Görülmeye değer.

Şimdi istasyondayız. Bir şeye önce gözüm sonra kulağım takıldı. Bir güzel hanımefendi, yani sizlerden, bir yakışıklıyı bir fırçalıyor hanfendiciğim, bir fırçalıyor varya. Aklın durur. Yok böyle bir fırça. Delikanlı tamam diyor, alttan alıyor, özür diliyor, yalvarıyor. Yok, hanfendi fırçalıyor, bahar temizliği mübarek, fırçalıyor da fırçalıyor.

Bizim hanımefendiye dedimki, sen şöyle şunların önünde kadrajda dur, ben de bunların fotoğrafını çekeyim ve bu delikanlının yediği fırçayı ve trajedisini ölümsüzleştireyim. Ay yok ben duramam, farkederlerse ayıp olur, yok memo olmaz, bırak şimdi bu saçmalıkları felan dedi tamam mı. Çok bi itiraz edemedim zira bu delikanlının yediği fırçanın bir benzerine ben de mi maruz kalaydım? Öyle mi olsundu?

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  Paris'i Bir de Pariste.Net'in Kurucusundan Dinleyelim

Dedim ya allah aşkına, peki, sen şurda sadece dur ya, gerisini ben ayarlayacam. Senlik bişi yok. Tamam dedi bizim hanımefendi.

Denklanşöre bastım. İsterdimki çok daha yakından çekebileyim ve o fırça atan hanımefendi ile utancından ve usanmışlığından artık yüzünü kapatmaya başlayan delikanlının çilesini fotoğraflayabileyim. Olmadı. Ama yine de fotoğraf meseleyi özetliyor.

Marsilya kozmopolit dedik ya. Bu fırça atan hanımefendi Arap, delikanlı da Arap. İstasyona kızı almaya gelmiş fakat biraz geç kalmış. Ben bunları tam 15 dakika boyunca izledim. El kol hareketleri, arkayı dönüp elleri bağlayıp hıh demeler, ses yükseltmeler, hakaretler, gırla gidiyor.

Dedimki, birazdan bu delikanlı dayak mayak yer. Ben de o arada çaktırmadan bunları izleyim ve fotoğraf çekeyim derken bu hanfendiye yakalanırım, o öfkeyle o kadın dayağından ben de nasibimi alırım. Hele bir de Arap kadını varya, adamı helak eder. En iyisi bu enstantaneyi burda tadında bırakmak.

Haydi dedim gidelim. Birazdan trenimizin kalkacağı perona doğru gittik ve ben bu Arap kızından okkalı bir dayak yemekten kurtulmuş oldum.

Bu yazıyı beğendin mi?
mehmetc.com eposta listesine katıl, yeni yazı ve duyurulardan haberdar ol!
I agree to have my personal information transfered to MailChimp ( more information )

Yazıyı paylaş!