Neden Herkes Londra’da?

Yazıyı paylaş!

Geçen hafta Fransız arkadaşlarımdan birinden bir mesaj aldım. Nasılsın-neler yapıyorsun diye sormuştum, cevaben “iyiyim, ne olsun, pek bi değişiklik yok, Fransa’dan ayrılma planları yapıyorum, Fransa gezmeye güzel ama pek iş yok” diyordu.

Bunu birçok Fransız’dan duyabilirsin. Fransa’da işsizlik oranı %10 civarında. Bu rakam hem İngiltere’nin hem de Avrupa Birliği ortalamasının üzerinde. Üstelik Avrupa Birliği’nde Polonya, Romanya, Baltık Ülkeleri vs. gibi bir sürü ülke var ve bu gibi ülkeler Fransa’nın bulunduğu gelişmiş ülkeler kategorisinde değil.

Bu oran İngiltere’nin çok üstünde. İngiltere’de işsizlik oranı %4-5 civarında ve Avrupa’nın en iyileri arasında. Yani İngiltere’de iş var.

İngiltere’nin her yerinde ve özellikle de Londra’da bir sürü Fransız görebilirsin.

İngiltere’ye çalışmaya geliyorlar.

Ben Fransız olsam ben de gelirdim. Fransız liderlerin al birini vur ötekine. Trump gibi bir adama yalakalık yapmakta olan bir liderleri var, Emmanuel Macron. Trump’a abi çekiyor, Trump bizi Suriye’ye alsın diye bıraksan yalvaracak. Trump bölük komutanı olsa Fransa Cumhurtbaşkanı Macron’u onun postası yaparlar, o kadar.

Böyle bir Fransa’dan Fransız halkı ne bekleyebilir ki?

Yine geçen hafta, Avusturyalı bir arkadaşımla öğle yemeğinde sohbet ediyorduk. Konu Londra’ya neden geldiğimize geldi. Ben birkaç malum sebep saydım. Bu malum sebepleri sen biliyorsun zira sen de aynı memleketin içindesin, tekrar etmeme gerek yok.

“Sen neden geldin?” dedim. Arkadaşım doktora sonrası çalışmasını da yapmış, doktorasını Londra’da tamamlamış, konusunda oldukça iyi biri. Sonra akademik hayatı bırakıp profosyonel olarak yazılım ve veri madenciliği yapmaya başladı.

Dediki, “ben çocukluğumda ve üniversitedeyken bende bir sorun mu var acaba diye düşünürdüm ve bunun böyle olduğuna ciddi ciddi inanırdım zira ben insanları sevmiyordum.” dedi ve devam etti. “Avusturya’nın insanı genelde geri kafalıdır ve çok sabit fikirlidir. Onların bu yapısına hiç ayak uyduramıyordum ve insanlardan iyice soğumuştum. Sonra akademik çalışmalarım için Londra’ya gelince bu fikrim baştan aşağı değişti. Londra harika bir yer, burda insanlar birbirini sayıyor ve çok yardımseverler. Ben burda insanları sevmeye yeniden başladım” dedi.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  İngiltere'de Yapacağın Yaşam Masraflarını Nasıl Hesaplarsın?

Şaşırmadım ama tespiti gerçekten ilginçti. Bu tespite bir de şunları ekledi; “Avusturya’da yaşam standardı oldukça iyi. Bu açıdan baktığında şikayet edecek birşey bulmak oldukça zor, nankörlük edecek değilim. Ama Avusturya bana hitap etmiyor, ben Londra’da çok mutluyum.”

Ben de bunun üzerine, peki Avusturya neden böyle sence? diye sordum. “Avusturya’nın neden böyle olduğundan ziyade İngiltere neden böyle diye bakıyorum ben olaya. Muhtemelen ülkelerinde hiç savaş kaybetmedikleri içindir. İnsanların kendine güveni var. Onun için birbirine eziyet etmiyor bu insanlar.

Ama bizim Avusturya öyle mi, gel bak, ülkemizdeki kaynaklar ya da ekonomik imkanlar elimizden gidecek diye herkes hırslı, tamahkar ve birbirine karşı kabalar. Birbirlerine iyi davranmıyorlar. Herkes kendini kurtarma derdinde ve bunu yaparken ötekisi pek umurunda değil. Bir de bütün bunlara kurnaz politikacılarımızın insanları gaza getirip yabancı düşmanlığı, göçmen karşıtlığı vs. pompaladığını da eklersek durum bu oluyor.” şeklinde açıkladı.

“Tanıdık geliyor” dedim. “Ama bir farkla, sizde en azından yaşam standardı iyi. Biz de o da yok ve birbirini yeme anlamında sizden çok daha beterdir memleket” dedim.

Sadece biz Türkler ya da Fransızlar, Avusturyalılar değil Londra’ya bu nedenlerle gelenler. Hemen her milletten insan Londra’ya bu gibi benzer nedenlerle geliyor. Konu sadece para kazanmak, kendini kurtarmak, ekmek parası vs. değil. Londra bir şekilde insanları çekiyor.

Her zaman söylediğim birşey var; “İngiltere’deki, özellikle de Londra’daki kibarlık, naiflik ve medeniyet seviyesi bir yerde bağımlılık yapar. İnsan birgün buralardan göçüp giderse en çok bunu özler ve başka yerde bu konulardaki atmosferi zor bulur, hatta bulamaz.”

Almanlarla konuşuyorum, onlar da aynı şeyi diyor. Mesela geçen Alman bir arkadaşım “Mesela Almanya’da hipster olamazsın, Alman halkı tutucudur, yobazdır, insanı dışlıyorlar” dedi. Hayır hipster olmaya karar veren mi var bilader? Ama işte konuya ordan bakıyor, başka alanlardaki Alman yobazlığını ordan özetliyor.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  İngiltere Ankara Anlaşması Vizesi ile Askerlik Tecili

Bunda Londra’daki son dönemde yükselen 70-80’li yıllar modası ve benim de sakini olduğum Dalston, Shoreditch, Hackney gibi Doğu Londra semtlerinde yükselen çeşitlilik, çok seslilik, müzikte, restoranlarda, tasarımda, giyimde, sinemada vs. birçok alandaki  bana göre harika ve çok çekici tarzın da etkisi var. Yani insanlar ister istemez kıyasladıklarında bunları düşünüyorlar.

Ben mesela South Kensinton’dan Dalston’a gelince nefes almış oluyorum, oh be dünya varmış diyorum. South Kensington Londra’nın en pahalı, en posh yeri. Dalston ise en kozmopolit en hipster, en 70-80 modalı yeri.

Tarih boyunca bu böyledir. Her dönem belli yerler cazibe merkezi olur. Ortaçağ’da bir dönem Floransa böyleydi. Geriye gitsen Bizans’ın bir döneminde İstanbul. Başka uygarlıklara baksan bir dönem Aztekler’in başkentleri. Daha da yakına gelsen Sanayi Devrimi sonrasının Amerika’sının büyük şehirleri.

Yani memleketini bırakıp başka yerlere giden ve oralarda yeni bir yaşam kuran ya da kurma hayalleri kuran tek sen değilsin ve konu sadece geçim derdi vs. de değil. İnsanlara iyi bir yaşam sunmazsan farklı alternatif aramaları normal. “Biletlerini verelim sırtımıza yük olmasınlar, gitsinler” demek değil marifet.

İşte böyle. Herkes Londra’da. Londra adeta dünyanın birkaç merkezinden biri ve belki de en başında geleni.

Londra çok güzel, gelsene.

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi?
mehmetc.com eposta listesine katıl, yeni yazı ve duyurulardan haberdar ol!
I agree to have my personal information transfered to MailChimp ( more information )

Yazıyı paylaş!