Peynirci Cuma

Yazıyı paylaş!

Cuma. Temiz yüzlü. Dürüst elleri var. Antakya Uzun Çarşı’da peynirci. Hatay’ın Antakya’ya çok yakın olan Samandağ ilçesinde denize yakın bir evde oturuyor. Sabah erkenden kalkıyor ve peynirci dükkanına geliyor. Akşama kadar peynirlerini satıp akşam olunca evinin yolunu tutuyor. Cuma ömrünün sonuna kadar hep böyle yaşayacak. Denizi dinleyerek uyanıp sattığı peynirlerden hergün farklı bir çeşidini masaya koyup biraz zeytin, bazen zahterli, bazen biberli-cevizli, bazen de kuru ekmekle ve demli bir çayla afiyetle yiyecek. Dükkanına gelecek.

Antakya

Antakya

Cuma mutlu. Diyorki “abi mutluyum, deniz kenarında yaşıyorum, köyden gelip-gidiyorum, işlerim iyi, peynir satıyorum, peynirlerimizi bu yaşlı amca yapıyor, onu severim”. İçerdeki yaşlı adam çayından bir yudum daha alıyor ve biz oturalım diye kalkıp yan dükkana geçiyor. Cuma’nın dükkanı 1-2 adam anca sığacak kadar.

“Çok soğuk abi, bu sene Ocak ayı çok soğuk geçti, bugün çok üşüdüm mesela, ama olsun, köyden geliyorum, hayatım güzel” diyor. 2 çay söylüyor. “Gel abi içeri gel, yengem de gelsin, burda için ısının” diyor. Çayı içiyoruz. Peynirlerden biraz seçiyoruz. Cuma özenle dolduruyor seçtiklerimizi. “Kaç dedin Cuma?” diyoruz. Bir fiyat söylüyor hepsinin toplamına. “İndirimin yok mu Cuma?” diyoruz. Torbamıza 3-4 tane topak topak biberli peynirden atıyor, “abi bunlar hediyem” diyor. Eyvallah diyoruz.

Çaylar bitiyor. Kalkıp gidecek oluyoruz. Cuma “abi birer çay daha için” diyor. “Cuma bize müsade et kardeş, biraz uzun çarşıyı gezeceğiz, yıllardır gelmiyoruz, biraz gezelim” diyoruz. “Tamam abi, başım üstüne” diyor.

Peynirlerimizi alıyoruz. Cuma’ya veda ediyoruz. Uzayıp giden Antakya Uzun Çarşı’da yeni dükkanlara baka baka baka ve fırın, tatlıcı, kahkeci, simitçi, şalgamcı ne denk gelirse tadacak kadar yiyoruz.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  Yemeğiniz Boğazınızda Kalmasın

Bir yerde kasaplar var. Antakyalı kasaplar koçun daşşaklarını dükkanın vitrinine asarlar. Sebebi muhtelif. Ama vitrinlerdeki sıra sıra koçlar daşşaklı.

Aydın Kasabı’na girip tepsi kebabı söylüyoruz. Humus ta istiyoruz. Dışardan getirtiyorlar. Humus geliyor, humus ki ne humus.

Antakya

Antakya

Tepsi kebabımız hazırlanıp yine kasapta fırına veriliyor. Pişiyor. Bir sürahi ayran ve yine fırından sıcacık pide ekmekle birlikte getiriyorlar.

Biz humusu hüpleteli çok olmuş.

Tepsi kebabı şöleni başlıyor ve başlaması ile bitmesi bir oluyor. Dükkandaki abla afiyet olsun diyip çay getiriyor. Çaylar içiliyor. Hesap geliyor ama mütevaziliği şaşırtıyor. Fazla veresimiz geliyor ama ayıp olur diye vazgeçiliyor. Bir daha yine geliriz diye içimizden yemin ediliyor.

O sırada Amerika’da bir baba, bir anne ve birkaç çocuk dışarı çıkıyor. Herkes beğendiği bir “menüyü” mideye indiriyor. Menü normal boy ama patatesler ve kolaklar büyük. Menüler normal boy ama o menüyü alıp dünyanın herhangi bir yerine götürsen “King Size” derler, öyle koca bir normal boy.

Tıka basa yiyorlar. Üstüne bir sinema. Aksiyon filminde teröristler var. Amerikan ordusu Irak’a dünyayı kurtarmaya gitmiş ve bir operasyonda bir helikopter düşmüş. O helikopterden sağ kurtulan ama Iraklılar’ın eline düşmüş kadın pilotu kurtarmak için yeni bir operasyo başlamış. Film gerçek bir hikayeden uyarlanıyor fakat Irak’ta geçen bu gerçek hikayelerin gerçekten gerçek mi olduğu hiçbir zaman anlaşılamıyor. Aksiyon ki ne aksiyon! Koca bir kova patlamış mısırla ve büyük boy kolalarla çok güzel gidiyor!

Antakya

Antakya

Yine o sırada Donald Trump denen karakter abidesi insan Almanya Başbakanı Angela Merkel’le buluşuyor. Gazeteciler “Sir Mr. Trump…” diye başlayan cümleler kurup Donald Trump’a “el sıkışın, el sıkışın Sir Mr. Trump” diyorlar. Almanya Başbakanı Angela Merkel o kendine özgü utangaçlığı ile Trump’a doğru kaykılıp “el sıkışmak ister misiniz?” diyor. Karakter abidesi Donald Trump duyuyor ama hem duymazlıktan geliyor hem de Merkel’in yüzüne -literal- bakmıyor.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  Portakal Mı Turunç Mu?

Bu olay medyada ve sosyal medyada -nedense- olay oluyor. Bir insanın ve aynı zamanda bir kadının elini sıkmamak ve üstüne bir de onun teklifine rağmen elini sıkmamak ve duymazlıktan gelmek “tartışılır” birşey oluyor. Herhangi bir insan yapsa hönkürüp yüzüne balgam tükürmeye can atacak kitleler Donald Trump yapınca bunu “tartışabiliyor”.

Aradan yıllar geçiyor. O filmdeki gerçek (belki de değil?) hikayedeki kadın pilot Amerikan ordusundan emekli oluyor ve Irak’ta görev yaptığı zamandan kalan anılarından oluşan bir kitap yazıyor. Kitapta Iraklı esirleri helikopterle -Ebu Gureyb- hapisanesine taşıdığından da bahsediyor. Kitabın gelirini kanser tedavisinde kullanılmak üzere bağışlıyor. Sinemada onun hikayesini izleyen ailenin babası kanserden öleli iki yıl oluyor. Annesi ise bağırsak kanseri ile mücadele ediyor. Çocuklar büyüyüp evlenmiş ve onlar da  kendi çocukları ile fast food yiyip sinemada kovadan patlamış mısır yiyip büyük boy kola içiyor ve aksiyon filmi izliyor.

Yine o yıllarda Peynirci Cuma hala sabah erkenden denizi dinleyerek kalkıyor. Kendi peynirlerinden bir kahvaltı hazırlıyor. Domates de çıkarıyor ve domatese zeytinyağı döküp biraz da zahter serpiştiriyor. Demli bir çay eşliğinde yiyor. Peynirci dükkanına geliyor. Peynirlerini satıyor. Peynirlerini satarken hiçbir zaman peynir fabrikası kurup, zincir mağazalar açıp tüm dünyaya ton ton peynir satmanın hayalini kurmuyor. O hayal aklına bile gelmiyor.

Antakya

Antakya

Bu yazıyı beğendin mi?
mehmetc.com eposta listesine katıl, yeni yazı ve duyurulardan haberdar ol!
I agree to have my personal information transfered to MailChimp ( more information )

Yazıyı paylaş!