Şirket Hackathon’unda Nasıl Birinci Olduk?

Yazıyı paylaş!

Günlerden Perşembe, aylardan Kasım ayı ve yıl 2017’ydi. Sabah uyandım, hanımefendinin akşamdan hazırladığı kahvaltımı çantama koydum ve mahallemizdeki otobüs durağına doğru yollandım. Londra’nın soğuğu yüzüme vuruyordu. Londra’ya özgü iki katlı kırmızı otobüslerden birine binip işimin yolunu tuttum.

Bilader, bir insanı hırs bürümeye görsün, adama varya neler yaptırır. Bazen çok hayret ediyorum gerçekten.

Ya arkadaş bu modern çağ, insanı öyle hırslı birşey yaptı ki, herşeyde kazanmak istiyor. Bir eğlence, anın keyfini çıkarma, tadını çıkarayım deme yok. Varsa yoksa ben kazanacağım ve varsa yoksa ben bu işten ne elde ettim.

Geçen Perşembe günü şu anda kontraktor olarak çalıştığım şirkette bir hackhaton yapıldı. Haliyle ben de katıldım. Hackhaton ne diyecek olursan, genelde programlama üzerine olan bir günlük yarışmalara verilen ad. Programlama bilen kişiler birgün sabah başlıyorlar, genelde 24 saat boyunca kendi seçtikleri birşey için program yazıyorlar ve bu 24 saatin sonunda hackhaton jürisi yapılan projeyi, yazılan programı ya da tasarlanan cihazı değerlendiriyor ve kazananı açıklıyor.

Bu tür hackhatonlar büyük IT firmaları, bağımsız programlama grupları, üniversiteler, şirketler, vs. tarafından düzenleniyor. Kiminde büyük ödüller var kiminde ise ödül sembolik te olsa kazanılan prestij var.

Zava Hackhaton 2017

Zava Hackhaton 2017

Bizim şirkette de bir hackhaton düzenlendi ve bu şirketin düzenlediği ilk hackhaton’du. Çalışma arkadaşım Taner  hackhaton fikrini ilk getirdiğinde şirket yönetimi aslında pek te sıcak bakmamıştı zira faydasına pek inanmamışlardıve belki de değerini anlamamışlardı. Fakat hackhaton sırasında ve sonrasında bu fikrin ve fikrin uygulamasının etkilerini görünce kendileri de bunun nasıl güzel birşey olduğunu belirtip Taner’i tebrik ettiler.

Peki hackhaton nasıl başladı? 1 ay kadar önce hackhaton açıklandı. Tarihi ve kapsamı belirtilip nasıl uygulanacağı şirkete duyuruldu. Şirket Londra merkezli bir şirket, 80 kişiyiz. Özel sağlık hizmeti alanında faaliyet gösteren, her yıl sürekli büyüyen, İngiltere, Almanya, Fransa, İrlanda ve diğer birkaç Avrupa ülkesine hizmet veren bir şirket. Oldukça genç insanlardan oluşuyor ve ortam çok dinamik.

Hackhaton gününden bir ay önce herkes takımını kuracak ve bir fikirle gelecek dendi. Ekip listesinin verilmesi son bir haftada artık zorunluydu, fikir de aynı şekilde. Ben şirkette birbuçuk aydır varım, yani yeniyim. Ben geldiğimde zaten insanlar birbirini tanıyordu ve hemen herkes birbiri ile ekip oldu. Ben de son zamana kadar bekledim ve en sonunda yazılım geliştirme ekibinden Andy’ye benim takıma katılır mısın dedim, o da olur Mehmet dedi. 2 kişi olduk ve bunu şirkette duyurduk.

Biz duyurduktan sonra şirketin Alman çalışanlarından product owner arkadaşlarımızdan Katarina bize katılmak istediğini söyledi, kabul ettik. Henüz ortada hiçbir fikir yoktu, kimseden fikir çıkmamıştı. Sonra çağrı merkezinden Ed bize katıldı ve birkaç fikir ile geldi. En sonunda da Polonya’lı arkadaşımız, şirketin teknik servisten tutta sistem yöneticiliğine kadar het türlü işini yapan, elinin altında her türlü software ve hardware bulunan arkadaşımız Arthur bize katıldı ve katılırken de beni takıma aldığınız için teşekkür ederim dedi ki aslında teşekkür etmesi gereken bendim zira her türlü teknik atraksiyonu yapabilecek bir eleman bizim ekibe katılmayı kendisi istemişti.

Tüm bunlar ekip ve fikir belirtilmesinin son gününe birkaç gün kala oldu. Diğer ekipler o sırada hem fikir hem de takım olma konusunda zaten çoktan yol almıştı, baya da iddialı takılıyorlardı. Özellikle İspanyol arkadaşlar birbirlerine yine tutku ile sarılmışlar ve kesin biz kazanacağız iddiasında bulunuyorlardı.

Bizim takımdan Ed’in birkaç fikrinden birini kabul ettik ve takıma ismi de yine Ed buldu: Hack To The Future. Evet, hackhaton takımımızın ismi Hack To The Future oldu. Logomuzu Andy yaptı, takımdaki herkes okeyledi.

Hackhaton Logomuz

Hackhaton Logomuz

Fikir konusunda bizim takımda hemen herkesin ortak olduğu bir konu vardı: şirketin yaptığı işlerle ilgili birşey yapmayalım zira şirkette çalışan hemen hergün o işlerin içine gömülmüş durumda, pek bir fark yaratamayız ve de insanların pek ilgisini çekmez dedik.

Ed bulaşık makinasına NFC kartı bağlayalım, makinaya bulaşık yerleştiren kart okutsun, bunu şirketin kullanıcı veritabanı ile entegre edelim, kimin bulaşık yerleştirme konusunda ne yaptığı belli olsun, sonra bunu Slack kanallarında yayınlayalım, bir web arayüzünden insanlar görsün fikri ile geldi.

Burda ufak bir parantez açayım. İngiltere’de hemen her şirkette mutfak vardır ve evden yemek getirme kültürü çok yaygındır. Mutfak yeme, içme, kutlama, takılma, laklak yapma, çay-kahve alanıdır ve herkes kendi tabağını makinaya kendi yerleştirir. Bu adete kültürel kodlarda vardır, bununla ilgili yazımı burdan okursun.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  İngiltere Ankara Anlaşması Vizesine Başvurudan Sonra Süreç Nasıl İşler?

Ne yalan söyleyeyim bu fikir bana başta çok saçma geldi fakat bir yandan da işin içinde hardware ve software entegrasyonu olunca hoşuma gitti. Arthur ben NFC kart okuyucu, sunucu ve şirket kullanıcı veri tabanını sağlarım ayrıca kart okuyan programı yazarım dedi. Ben bir middleware yazılımı yapıp Arthur’un yazılımından verileri alıp bunları yayınlayan bir web api sunucu yazacaktım. Andy ise bu api sunucundan bilgileri alıp Slack kanalları olsun, web arayüzü olsun, diğer mecralar olsun oralarda yayınlayan yazılımı yapacaktı.

Ben tüm bunların bir güne sığmayacağına kesin emindim.

Ed ve Katarina ise fikri anlatan sempatik bir sunum hazırlayacaktı.

Fikrimizi hackhaton ekibine kaydettirdik ve hackhaton gününü beklemeye koyulduk. O güne kadar ben ve takım arkadaşlarım hiçbir hazırlık yapmadık. Bunun nedeni, hackhaton ruhuna uygun olsun istiyorduk. Hackhaton günü başlayıp herşeyi o gün yapacaktık.

Hackhaton Başlıyor

Hackhaton Başlıyor

Hackhaton Başlıyor

Heyecanlı geçen bir ayın sonunda hackhaton günü geldi. O güne kadar diğer ekipler de boş durmamıştı ve çok sağlam şeylerle geliyorlar gibi görünüyordu ve kazanacaklarını iddia ediyorlardı. Biz hiçbir iddiada bulunmadık, sadece Arthur bir keresinde Slack kanalında “kazanacağız demek kazanacak olmak anlamına gelmez” dedi, hepsi o. Tüm bu iddialı ekipleri öyle enteresan bir hayretle dinliyor ve izliyorduk.

Hackhaton günü geldi. Şirkette mesai 9’da başlar. Hackhaton’da 9’da başladı ve akşam 6’ya kadar süremiz vardı. Ne yapacaksak akşam saat 6’ya kadar yapacaktık.

Ben hergün şirkete 8’de gelirim. 9’da mesai başlayana kadar mutfakta kahvaltımı yapar, çay-kahve keyfi yapar, gazetemi okur, laklak yapar ve 9’da işe başlarım. Hackhaton günü de öyle yaptım. Ben geldiğimde maşallah bilader herkes gelmişti ve tüm takımlar çoktan program yazmaya, sunum hazırlamaya, bunları grafiklerle, istatistiklerle, rakamlarla vs. desteklemeye çoktan başlamıştı. Milleti böyle görünce açıkçası şaşırdım. Ben hackhaton’u açıkçası eğleneceğiz, program yazacağız, proje yapacağız ama işin tadını çıkaracağız olarak sanıyordum. Millet mutlaka kazanma havasına çoktan girmişti.

Mutfağa gittim. Her zamanki gibi kahvaltımı yaptım, bir-iki laklak yaptım, sonra masama gittim. Bizim Andy de diğer takımlardakiler gibi erken gelmişti ve çoktan program yazmaya başlamıştı. Ben birşey dediğimde bana bakmıyor, sadece program yazıyordu. Kafayı tamamen kendi yazacağı yazılıma gömmüştü.

Ed ve Katarina’ya Arthur nerde? dedim. Ed, Arthur biraz geç gelecek diyince rahatladım zira benim kafamda bir adam daha vardı ve o benden de geç gelecekti.

Hackhaton t-shürtümü giydim, Hack To The Future rozetimi taktım. Bilgisayarımı açtım ve Slack kanalına “Herkese günaydınlar. Hepimizin çok eğleneceği bir hackhaton dilerim” yazdım. Kimse oralı olmadı, sadece İspanyol arkadaşlarımızdan Ramon “Aynı dileklerle Mehmet” dedi. Sonra kendi yazacağım programı yazmaya koyuldum, bir saatte yazdım. Andy’ye söyledim, tamam benimki bitince ikisini entegre ederiz dedi, okey dedim.

Saat 10 gibi Arthur geldi. Ona da söyledim, o da tamam, NFC kart okuyucu programı yazayım ve sunucuyu hazırlayayım, seninki ile entegre ederiz dedi ve Andy’nin yazılımı için gereken web sunucuyu hazırlamaya gitti.

Ben o sırada takılıyordum, mutfağa gidip çay kahve içip laklak yapıyordum. Arada diğer ekiplere bakıyordum ve bazen onları trollüyordum, baya sıkı çalışıyorlardı. Bir ara Taner geldi, herkesi videoya çekti, arada muhabbet ettik.

Öğlen Oldu Bizde Hala Ortada Birşey Yok

Öğlen oldu, Taner geldi, arkadaşlar yemekleriniz geldi dedi. Ben gittim güzelce yemeğimi yedim. Diğer takımlardan birinde olan Macaristanlı arkadaşım Ferenz ile muhabbet ettik, birlikte yemek yedik, birbirimize başarılar diledik.

Zava Hackhaton

Zava Hackhaton

Andy öğle yemeği bile yemedi, hala programla uğraşıyordı. Saat 2 oldu, hala bitmemişti. O sırada Ed ve Katarina bize durum ne diye sordu ben de toplantı odasında hep birlikte değerlendirelim dedim. Hepimiz toplantı odasında buluştuk. Arthur hiçbirşey yapmamıştı çünkü saat 2’ye kadar Andy’ye lazım olan sunucuyla uğraşmıştı. Andy biraz gergindi, programı bitmemişti ve sunucu ayarları düzgün olmadığı için kızgındı. Kötü gidiyor dedi. Biraz da meseleyi fazla ciddiye alıyordu, bunu hepimiz hissetmiştik. Onu sakinleştirmeye çalıştık ve birkaç teknik soru sorduk. Ben verdiği cevaplardan akşama kadar kendi programı ile uğraşacağını ve biz de ona takılırsak hakchaton’u kaybedeceğimize kesin emin oldum.

Ben El Koymazsam Yatacak Bu İş

Arthur’a biz senin kart okuyucu programını yazmaya başlayalım ve onu benim programla entegre edelim. En sonda Andy’nin programına entegre ederiz dedim. Arthur ve Andy tamam dedi. Ben bilgisayarımı alıp Arthur’un masasına gittim. Masa diyorum ama aslında orası Arthur’un kendi krallığıydı. Her türlü yazılım, donanım, bilgisayar, notebook, kart okuyucu, cihaz, disk, sunucu vs. vs. ile haşır neşir olduğu yerdi.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  İngiltere'de Nasıl Bir Muhasebeci ile Çalışmalısın?

Programı yazmaya başladık. Öğleden sonra saat 3 gibi başlayabilmiştik ve ortada hiçbirşey yoktu. Öğleden sonra tam saat beşe kadar NFC kart okuyucu programı yazmakla uğraştık ve kart okuyucu cihazla boğuştuk. Aralarda Katarina ve Ed’le konuşup onlara bilgi veriyorduk. Bir yerde herkese kart okuyucu programı yazarsak bu iş tamamdır, ortada çalışır birşey olur dedim. Hepsi hemfikir oldu ve Ed’le Katarina çok sempatik bir sunum hazırladı. Bir kutu yaptılar, kart okuyucuyu o kutunun üzerine koyup demo yapacaktık.

Stresli Saatler Başlıyor

Arthur’la birlikte nodejs, python ve php programlama dillerini kullanarak NFC kart okuyucudan bilgileri alan, şirket kullanıcıları ile eşleştiren ve bunları api sunucuda yayınlayan sistemi yazmakla uğraştık. Saat 5:40 gibi bitirebildik, o arada bol adrenalinli, stresli ve bir o kadar da keyifli bir 2-3 saat yaşadık. 5:40 gibi hem NFC kart okuyucu hem de bunu benim api sunucu ile entegre etme işi bitmişti. Arthur, ben, Ed ve Katarina high five yapıp “hacı oldu bu iş” dedik. O sırada Andy geldi ve sunucudaki problemi çözdüğünü ve kendi yazılımını bir noktaya getirdiğini söyledi, bir high five da onunla yaptık ama bu iki sistemi birbiri ile entegre edecek zaman kalmamıştı. Saat öğleden sonra 6 olmuştu ve ben hala programın orasını burasını düzeltiyordumki sunum yaparken sakata gelmeyelim. Hackhaton organizasyon ekibinden arkadaşım Eike ve aynı zamanda şirketin CTO’su geldi ve Mehmet haydi zamanınız doldu, ilk sunumu siz yapacaksınız ve şu anda herkes mutfakta toplandı ve seni bekliyor dedi.

Ben de tamam bitti dedim, gittik.

Hackhaton bitmişti ve biz çok eğlenmiştik. Stresli ve birbirimize bozuk attığımız dakikalar da olmuştu elbette ama ben gün boyunca genelde olayın keyfini çıkardım. Arthur da benimle oturup 2-3 saat aralıksız program yazmaya bayılmıştı. Andy, Ed ve Katarina da oldukça rahatlamıştı zira elimizde çalışan bir ürün vardı. Bunu göstermeye hazırdık.

Çalışan Bir Prototip Artık Hazır! Şimdi Sunum Zamanı

Şirketin CEO’su, ortakları, hackhaton jürisi, tüm çalışanlar toplandık. Yiyecekler, içecekler hazırdı, herkes sustu ve şirketin CTO’su Eike’nin konuşması başladı, kısa bir konuşma yapıp hackhaton bitti şimdi sıra sunumlarda dedi.

Mikrofon Bende

Mikrofon Bende

Biz tüm takım yerimizi aldık. Ben mikrofonu aldım, Katarina’ya verip girizgah yap dedim, yaptı. Sonra ben alıp projenin teknik tarafını kısaca anlattım ve Ed’e şirket giriş kartını bizim alete okutmasını istedim, birkaç kez okuttu. O kartı okuttukça bizim api sunucuda kartın okunduğu, tarih, kimin okuttuğu vs. yazıyordu. Bu bilgi siyah bir ekranda çıkıyordu zira Andy’nin arayüzü ile entegre etmeye zaman kalmamıştı. Biz bunları yaparken herkes kahkahalarla gülüyordu zira proje gerçekten komikti. Sonra mikrofonu Andy aldı ve hazırladığı web arayüzünü gösterip demo yaptı, gerçekten güzel olmuştu. En sonda da Arthur, Katarina ve Ed bu donanım ve yazılımla aslında neler neler yapabileceğimizi anlattı.

İlk Sunumu Biz Yaptık

İlk Sunumu Biz Yaptık

Şirkette kimin bulaşıklarını makinaya ne zaman yerleştirdiğini ve kimin bu işten kaytardığını artık Slack kanalında, web arayüzünde, mobilde, vs. her türlü mecrada görecektik. Bunu duymak herkese çok eğlenceli geliyordu ve kahkahalarla gülüyorlardı. Hatta herkes bu işten kaytaran James arkadaşımıza takılmaya ve artık kaçacak yerinin kalmadığını söylemeye başlamıştı.

Her sunuma 10 dakika verilmişti ve biz tüm bunları 10 dakikaya sığdırdık. Bolca kahkahalı bir sunum oldu, millet baya güldü.

İlk sunumun bizim olmasına çok sevinmiştim zira diğer sunumları dinlemeye koyulacak ve şarabımı içip keyfime bakacaktım.

Bizim Projenin Web Arayüzü

Bizim Projenin Web Arayüzü

Diğer Sunumlar Başladı

Diğer sunumlar başladı. Toplamda 5 takım vardı ve bizim takım sunumunu yapmıştı, 4 sunum daha olacaktı. Onlar da tek tek sunumlarını yaptılar. Ben her sunumda ufak bir kadeh şarap yuvarlıyordum, tüm sunumlar bittiğinde çakır olmayı bırak artık sarhoştum.

Diğer projeler neydi diye merak edeceksin. Valla anlatmaya bile sıkılıyorum, zira dinlerken içim bayılıyordu. Hepsi çok sıkıcıydı. Hayır sunum kalitesi, proje kalitesi, projelerin hayata geçirilmesi vs. felan çok iyiydi. Gerçekten şirkete çok faydalı olacak projeler vardı. Fakat sorun şuydu ki hepsi şirketin yaptığı işi iyileştirmekle ilgiliydi. İnsanların hep bildiği ve yaptığı şeylerin biraz daha iyileştirilmiş halleriydi.

Diğer Sunumlar

Diğer Sunumlar

Bilen bilir, Londra’da çıta yüksektir. İşinde iyi olmalısın. Bir örnek vereyim, bizim şirket A/B testing yapmadan hiçbir sayfayı yayına almaz. Başka bir örnek, şirketin web arayüzlerinde kim neyi neden tıklar meselesinin analizini yapan arkadaşımız psikoloji mezunu ve psikoloji alanında doktorası var. Yani diğer projeler ve sunumlar hakikaten kallaviydi.

Bu Yazı da Hoşuna Gider ===>  Londra'da Sadece İngilizce Mi Öğrenilir?

Bir yandan şarabımı yudumlarken bir yandan da Ed ve Katarina’ya biz kazanacağız dedim, gülüyorlardı. Ed olabilir Mehmet, dediğin gibi bizimki çok farklı dedi.

Tüm bunlar olurken ben artık çakırın ötesiydim ve keyfim çok yerindeydi. Laklak yapıp insanları izliyordum. Dikkatimi çeken bazı insanların hackhaton’u aşırı ciddiye almış olması ve mutlaka kazanmak istiyor olmasıydı. Sunumu öyle bir ciddiyetle, öyle bir kurumsal eda ile, öyle bir hırs ile yapıyorlardı ki bu ses tonlarından tutta vücut dillerine kadar yansıyordu. Hatta 10 dakikalık sunum süresini gösteren bir kronometre tutan Taner’e aksi bakışlar atanını bile gördüm.

Jüri Kararını Vermek Üzere

Sonunda sumunlar bitti. Hackhaton jürisi bir odaya çekildi ve 10 dakika konuşup projeleri ve sunumları değerlendirdi ve ilk 3’ü belirledi.

Odadan çıktıklarında ben çoktan bir kadeh şarap daha yuvarlamıştım. Keyfime diyecek yoktu, laklak yapmaya devam ediyordum. Arada Ed’le Katarina ile kadeh tokuşturuyorduk, Arthur’la Andy’de içip bizimle kadeh tokuşturuyordu.

Eike kapanış konuşmasını yaptı. Jüri başkanı ilk üçü açıklamaya başladı. Herkes pür dikkat izliyordu.

Üçüncü açıklandı ve üçüncü olan ekibin yüzü çok sağlam düştü zira ne ikinci ne de birinci olacaklardı, bozuldular.

Jüri Kararını Açıklıyor

Jüri Kararını Açıklıyor

İkinci olan ekip o kadar bozulmadı ama birincilik onlar için de gitti.

Birinci açıklanmaya sıra gelmişti. Ben şarabın etkisi ve diğer projelerin sıkıcılığının verdiği güvenle birinci olacağımıza artık iyice emin olmuştum. Hemen yanımda Andy vardı.

Şampiyon Biziz Koçero!

Jüri başkanı birinci olan ekibin ismini hemen söylemedi, önce “gerçekten de güzel bir bakış açısı, farklı bir proje ve güzel bir uygulama ile geldiler ve birinci olan ekip Hack To The Future” dedi. Andy ile ben birbirimize sarıldık, hemen jürü başkanının yanında toplanıp Andy, ben, Arthur, Ed ve Katarina birbirimize sarılıp bir yumak olduk.

Evet, Hackhaton’u biz kazanmıştık. Milletin en çok güldüğü, en az organize gibi görünen, en zayıf ekip sanılan, ekibin öğleden sonra 3 gibi kaybettik psikolojisine girdiği ve projeyi sadece öğleden sonraki 3 saatlik çalışması ile kurtardığı takım hackhaton’u kazanmıştı.

Tebrikleri kabul ettik, hediyelerimizi aldık ve hackhaton’u kazanmanın keyfini çıkarmaya başladık. Selfie’ler çektirdik. Tebrik edenler oldu, hiçbirşey demeyenler de oldu. Ama genelde insanlarda bir sempati oluşmuştu.

Hackhaton Birincisi Bizim Takım

Hackhaton Birincisi Bizim Takım

Arthur müthiş sevindi ve bana “Mehmet son 3 saatlik çalışman için çok teşekkür ederim, harika bir deneyimdi” dedi. Ed müthiş sevindi, Andy hem şaşırdı hem de çok sevindi. Onun çok sevindiğini görünce ben daha bir sevindim. Katarina ise sevindi ve aramızda en cool olan oydu.

Şirketin CEO’su hackhaton fikrini şirkete getiren ve çok güzel bir şekilde uygulayan Taner’e teşekkür etti. Kapanış konuşmasında “Taner bu fikri getirdiğinde pek inanmamıştım ama şimdi görüyorumki hem güzel projeler çıktı hem de şirketteki sinerji artı, bundan çok memnunum” dedi.

Haklıydı. Hackhaton şirkette güzel bir sinerji yaratmıştı ve kısa bir sürede ne kadar faydalı şeyler çıkabileceğini göstermişti.

İçen içti, sarhoş olan oldu. Ben de artık iyice sarhoş olmuştum ve şirketin yaptığı ilk hackhaton’u kazanan ekibi kurmaktan, tam kaybettik derken ekibi toparlayıp birkaç eksik ile de olsa fikrimizi projeye dönüştürmüş olmaktan ve sonunda da hackhaton’un kazananı olmaktan dolayı oldukça mutluydum.

Hackhaton'u Biz Kazandık

Hackhaton’u Biz Kazandık

Bu mutluluğum, o gün yine güzel bir kahvaltı yaptığımı, hackhaton boyunca tadını çıkardığımı, illa kazanacağım diye saçma sapan hırsa kapılmadığımı, tüm gün ara sıra lak lak yaptığımı, tıka basa öğle yemeği yediğimi, akşam sunumlar sırasında şarapları yuvarlarken insanları izleyip düşüncelere daldığımı ve herşeyin tadını sonuna kadar çıkardığımı düşününce katmerleniyordu.

Dışarı çıktım, Londra’nın soğuk havası yüzüme vuruyordu. Hanımefendiyi aradım, “Hackhaton’u kazandık, eve geliyorum ve eve gelince dışarı çıkıp sarhoş döneri yemeye gidelim” dedim. Cevaben “Ne diyosun Memo, demek kazandınız, tebrik ederim, elbette, hadi gidelim sarhoş döneri yiyelim” dedi.

Otobüs durağına gittim. Londra’ya özgü iki katlı kırmızı otobüslerden birine binip evimin yolunu tuttum, koltuğumun altında hackhaton biricisi takıma verilen hediyem vardı.

Bu yazıyı beğendin mi?
mehmetc.com eposta listesine katıl, yeni yazı ve duyurulardan haberdar ol!
I agree to have my personal information transfered to MailChimp ( more information )

Yazıyı paylaş!