Yurtdışında İşler İstediğiniz Gibi Gitmezse Ne Yapacaksınız?

Heveslendiniz. Belki hayaller de kurdunuz. Yurtdışına giderim, “belki ilk başlarda biraz zorluk çekerim ama sonra işlerimi yoluna koyarım” diye düşündünüz. Ailenizi de götürdünüz ya da sonra götürmek üzere planlar yaptınız.

Vizeye başvurdunuz ve vizeni aldın. Çok sevindiniz. Hatta gereksiz bir gurura kapıldınız, sağda solda “bizim vizemiz çıktı, yurtdışına yerleşiyoruz” gibi hava attınız.

Yetmedi, internette yurtdışına yerleşme ile ilgili ya da ilgili yabancı ülke ile ilgili forumlarda “vizemiz çıktı, şunları şunları yaptık, süreç boyunca öğrendiklerimi sizlere aktarmaktan mutluluk duyarım, yardımcı olurum, bana soru sormaktan çekinmeyin” gibi notlar yazdınız fakat daha sonra o forumlara hiç uğramadınız. Vize aldığınızı duyurdun, havanızı attınız ve yardım mardım hak getire, bitti.

Yerleşeceğiniz ülkeye geldiniz. Cebinizde paranız vardı ama işte burası artık Türkiye değil. Burda hazır para dayanmaz. Geldiğiniz ülkenin parası burda pek değerli değil. Bu parayı kazanmak için yıllarca çalıştınız. Hatta gelirken arabanızı ve evinizi de satıp yurtdışına yerleşme projenize ayırdınız.

Ama işte gelin görünki planlar her zaman tutmaz. Sadece iş bulmak ya da bulamamaktan bahsetmiyorum. İş bulabilirsiniz, fakat yine de yurtdışındaki hayatınız istediğiniz gibi gitmeyebilir.

Bilişim sektöründe çalışıyorsunuzdur. Kolay iş bulurum diye hesap edersiniz. Hatta kolay iş bulabilirsiniz de. Fakat her zaman öyle olmuyor. Dil bariyeri var. Yabancı diliniz ne kadar iyi olursa olsun, ciddi sorunlar yaşayabilirsiniz. Dil bariyerini aştınız, bilişim sektörü çok rekabetçi bir sektör.

Sürekli kendinizi yenilemek zorundasınız. Türkiye’deki gibi bir banka bilgi işlemine girip yıllarca rölantide çalışayım olmaz burda. Eğer performansı gösteremezseniz yürümez. Ayrıca iş ararken bir sürü şeyi bilmenizi isteyecekler. Uzman olmanızı bekleyecekler.

Bilişim alanında çalışmıyorsanız işiniz daha da zor. Hem iş bulmak zor hem de bilişim sektöründe kazanılan paralar diğer sektörlerde yok. Ha çok iyi pozisyonlarda çalışan, ikbal etmiş insanlar yok mu? Var, ama istisnaları genele yorarsanız yanılırsınız.

Bu Yazı da İlginizi Çekebilir ===>  Şirket Hackathon'unda Nasıl Birinci Olduk?

Bir süre iş aradınız. 2-3 ay geçti tık yok. Moral hafiften bozulmaya başlar ve bu süreden sonra artık geçen her hafta moralinizi biraz daha bozar. Kendinden, yeteneklerinizden ve iş tecrübenizden şüphe etmeye başlarsınız. 1 ay daha geçer, sonra 1 ay daha, sonra bir 1 ay daha.

İlk işinizi 1-2 ay içinde bulduysanız sonrası muhtemelen güzel gider ama 5-6 ay geçmesine rağmen hala iş bulamadıysanız moraller bozulur ve bir sorgulama başlar; acaba yurtdışına gelmekle hata mı ettim? Türkiye gibi güzel bir ülkeyi bıraktım geldim, iyi mi ettim? Evet memleketimde sorunlar vardı fakat o kadar da katlanılmaz şeyler değildi. Keşke hazır işimi bırakmasaydım. Ne zaman işler yoluna girecek? Sürekli cepten yiyorum, nereye kadar?

Soruların ardı arkası kesilmez. Motivasyonunuz düşer ve bu da iş ararken olmasını isteyeceğiniz en son şeydir. İş ararken motivasyonunuz yüksek olmalıdır fakat iş bulamadıkça düşer. Düştükçe de iş görüşmelerinde ve iş arama çabalarınızda enerjiniz düşer. Bu süreç bir yerde kısır bir döngü bile yaratabilir.

Diyelim ki iş bulmak sorununu hallettiniz. İş konusunda derdiniz tasanız olmadı ya da kalmadı. Başka şeyler sizi bozuyor. Mesela İngiltere’ye yerleştiniz hava hava sürekli kapalı ve bu sizi depresyona sokuyor. Bir Akdeniz ülkesinden geliyorsunuz ve yazın sıcak kışın soğuk döngüsüne alışkınsınız.

Sürekli değişen ve genelde de sürekli kapalı ve yağmurlu havalara bünyeniz alışık değil. “Ben yağmuru çok severim” diyeceksiniz, doğrudur. Fakat ara-sıra ve mevsiminde yağan yağmuru sevmekle iki de bir ne zaman yağacağı belli olmayan yağmuru sevmek farklı şeylerdir.

Ya da insanları sevemediniz. İngilizler’e ifrit oluyorsunuz. Yapmacık buluyorsun. Kültür size uymuyor.

Veya batı ülkelerindeki yoğun kapitalist sistem sizi sinir ediyor. Herşeyin paraya ve şirketleşmeye dayanıyor olması sizi sinir ediyor ve diyorsunuz ki -insan burda parasız kalsa sokağa düşmesi bile ihtimal dahilinde, burda dara düşmeyeceksin-. Türkiye’de olsa bir sosyal çevreniz var, aileniz, akrabalarınız var. Bir şekilde geminiz yürür, ama yurtdışında çok değil 2-3 ay kiranızı ödemeyemezseniz işler sarpa sarmaya başlar.

Bu Yazı da İlginizi Çekebilir ===>  Bir Nobel, Bir Aziz ve Memleket Hasretinin Yıkıcı Nükleer Etkisi

Hepsini geçtik, karı-koca çalışıyorsunuz, çocuklara kim bakacak? Memleketten annenizi ya da kayınvalidenizi getireceksiniz, mümkün fakat bir de onun burda mutlu olup olamayacağı meselesi çıkacak. Yok bakıcı tutacağım derseniz aylık masrafını bir hesap edin, üzülürsünüz.

Peki ne yapacaksınız? Olmadı işte. Yürümedi. Hayaller kurdunuz, denediniz. Fakat olmadı. Yurtdışı sizi şu veya bu sebeple boğuyor.

Yapılacak şey basit; Türkiye’ye geri döneceksiniz. Evet, bu sizde bir mağlubiyet duygusu yaratacak, bu durum canınızı çok sıkacak. Evet, kaybetmiş olmanın verdiği bir sıkıntı çökecek içinize. Zorunuza gidecek.

Bir sürü eş, dost, arkadaş, akraba size akıl verecek. Gitmeseydiniz diyecek. Ya da yerleştiğiniz ülkedeki tanıdıklarınız gelmeseydiniz diyecek. Boş boş, bilmeden konuşacak. Bu süreçte bunlardan bir kısmını hayatınızdan çıkaracaksınız zira iyi gün dostları ile akıl verme ustalarının aslında sahte arkadaşar olduğunu anlayacaksınız. Bu tür akrabalarınızla aranıza sağlam mesafeler koyacaksınız.

Siz denediniz, olmadı. Ama denediniz, içinizde kalmadı. Kendiniz ve aileniz için en iyisini yapmak istediniz. Hiç kimse her zaman kazanamaz. Hiçbirşey sonsuza kadar sürmez; başarı da, başarısızlık ta.

Bir geri dönüş planı yaparsınız. Memleketinize döner hayatınıza bıraktığınız yerden devam edersiniz. Tabii herşey bıraktığınız gibi de olmayacak. İngiltere’de yapamadı geldi diyecekler. Desinler, aldırmayın.

İngiltere ya da Türkiye, nerde olursanız olun mutlu olmak sizin elinde. Nereye giderseniz gidin kendinizi de götüreceksiniz. Kendi gönlünüzdeki ülke güzelse mutlusunuzdur, illa şurası ya da burası diye bir şart yok.

Yaşam standardı çok göreceli bir kavramdır ve modern çağ insanı bu yaşam standardı denen deniz suyundan içtikçe kanamaz, içtikçe susamaya devam eder. Dünyanın koşturmacası bitmez. Yurtdışında da bitmez, Türkiye’de de. Başarısızlık iyidir, hayata ve insanlara farklı açılardan bakmayı öğretir.

Bu Yazı da İlginizi Çekebilir ===>  Gelgit Aklının Cenderesindeki Batı ve Doğu

Türkiye herşeye rağmen güzel bir ülke. Memleketini sevmek için bir çok sebep var ve memlekette olan kötü şeyler sizi bundan alıkoyamaz.

Düşünün; mesela en yakın tarihten en büyük savaşı, ikinci dünya savaşını düşünün. Milyonlarca insan öldü, ne acılar yaşandı. Ama o zaman bile insanlar müzik dinledi, tiyatroya gitti, çocuk sahibi oldu, çiçek ekti, hayal kurdu, bulutlara baktı, sabah kahvaltısını iştahla yaptı, akşam yemeğini düşledi, sevdi, sevildi.

Bu tekerlek bu tümsekte kalır sanmayın. Er ya da geç işler yoluna girecek. Her sabah ümitle uyanın, hayal kurmaya devam edin.

Hayatı gün gün yaşayın. Çok sonrasını düşünüp te o günü ve o anları berbat etmeyin. Sevdiklerinize daha çok sarılın. Hobilerinizden vazgeçmeyin, kişisel zevklerinizi sürdürün.

Mehmet Emin Coşkun

Bloğumda ilgi duyduğum konularda yazılarımı ve izlenimlerimi paylaşıyorum. Mesleğimi ve yaşadığım yeri merak edecek olursanız bilgisayar mühendisiyim, Londra'da yaşıyorum. Bana mehmetccom@fastmail.com eposta adresimden ulaşabilirsiniz.